İsrail, 27 Ekim Salı günü yapılacak Knesset seçimlerine, derin bir siyasi kriz ve toplumsal kutuplaşma eşliğinde hazırlanıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu, bu seçimlerde iktidarını korumanın yollarını ararken, eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet, Netanyahu dönemini sonlandırabilecek bir parlamento çoğunluğu elde etme çabalarını sürdürüyor.
Son kamuoyu yoklamalarına göre, Netanyahu'nun liderliğindeki sağ blok yaklaşık 50 milletvekilliğine ulaşabilirken, Eisenkot'un önderliğindeki muhalefet 52 milletvekili hedefliyor. Seçimlere 38 siyasi listenin katılması bekleniyor ve 120 sandalyeli Knesset'te hükümet kurmak için gerekli olan 61 milletvekiline hiçbir siyasi kampın tek başına ulaşma ihtimali giderek azalıyor.
Bu durum, seçim sonrası uzun sürecek koalisyon pazarlıklarının başlamasına ve İsrail'in yeniden hükümet kurma kriziyle karşı karşıya kalmasına neden olabileceğine işaret ediyor. Netanyahu için önemli bir avantaj, seçimleri kaybetse bile yeni hükümet kuruluncaya kadar geçici başbakan olarak görevine devam etme olasılığı.
Siyasi tıkanıklığın devam etmesi halinde ise Nisan 2027'de yeniden seçim yapılması gibi senaryolar gündeme gelebilir. 2019'dan bu yana süregelen seçim krizleri ve Aralık 2022'den bu yana derinleşen siyasi ayrışma, mevcut belirsizliğin yapısal nedenleri arasında değerlendiriliyor.
MUHALEFETTEN NETANYAHU'YA YASAL ENGEL
Seçimlerin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, muhalefetin Netanyahu'yu yalnızca sandık yoluyla değil, hukuki ve parlamenter yollarla da iktidardan uzaklaştırma planları. Kamuoyunda “Sanık Yasası” olarak bilinen olası düzenleme, Netanyahu'nun devam eden ceza davaları nedeniyle yeniden başbakanlık görevini üstlenmesini engellemeyi hedefliyor. Bu senaryoya göre, muhalefetin seçimlerden güçlü bir sonuç alması halinde, ilk aşamada Knesset Başkanlığı'nın değiştirilmesi planlanabilir.
Ardından, Netanyahu'nun başbakanlık yolunu kapatacak yasal düzenlemelerin gündeme getirilmesi öngörülüyor. Bu şekilde, Netanyahu'nun geçiş döneminde iktidarını sürdürmesinin önüne geçilmesi ve Likud Partisi içinden alternatif bir liderin çıkması amaçlanıyor. Gadi Eisenkot, Avigdor Lieberman ve Yair Lapid'in Netanyahu'ya karşı ortak tutumları, bu girişimin siyasi zeminini güçlendirme potansiyeli taşıyor.
Ancak söz konusu düzenleme henüz yasal bir çerçeve kazanmadı ve uygulanabilmesi için parlamentoda gerekli çoğunluğun elde edilmesi gerekiyor. Netanyahu'nun görevden alınması durumunda, Likud içerisinden yeni bir liderle ulusal birlik hükümetinin kurulma ihtimali gündeme gelebilir.
MUHALEFETTE LİDERLİK KRİZİ: ARAP PARTİLERİ HÜKÜMETİN KADERİNİ BELİRLEYEBİLİR
Netanyahu karşıtlığına rağmen muhalefetin en büyük zorluğu, ortak bir liderlik ve hükümet programı üzerinde tam bir uzlaşıya ulaşamamış olmalarıdır. Eski Başbakan Naftali Bennett ile Lieberman arasındaki siyasi çekişme, seçim sonrası kurulabilecek ittifaklar için önemli bir engel teşkil ediyor. Öte yandan, Netanyahu'nun liderliğindeki sağ blok, içindeki görüş ayrılıklarına rağmen daha uyumlu bir siyasi yapı ortaya koyuyor.
Muhalefetin hükümet kurabilmesi için öne sürülen önerilerden biri, Arap partilerinin dışarıdan destek vererek azınlık hükümeti oluşturmasıdır. Arap siyasi listelerinin yaklaşık 14 milletvekilliği kazanabileceği öngörülüyor ve bu koltuklar, Netanyahu'nun iktidardan düşmesinde kritik bir rol oynayabilir.
Ancak bu şekilde kurulacak bir hükümetin, İsrail'in sağında ciddi siyasi tepkilere neden olabileceği, Netanyahu'nun bu durumu devletin güvenlik çıkarlarına karşı bir tehdit olarak gösterebileceği ifade ediliyor. Bu nedenle, muhalefetin seçimlerden daha fazla milletvekili çıkarabilmesi, hükümet kurma yeteneğini garanti etmiyor.
HAREDİLERİN ASKERLİK PAZARLIĞI: KOALİSYONUN ANAHTARI DİNÎ PARTİLERDE
İktidar müzakerelerinin bir diğer kritik unsuru, ultra-Ortodoks Yahudileri temsil eden Haredi partilerinin askerlik muafiyetleri ve devlet bütçesi ile ilgili yapacakları görüşmelerdir. İsrail'in Gazze, İran ve diğer bölgesel cephelerde yürüttüğü askeri operasyonlar nedeniyle ordunun personel ihtiyacı artarken, dinî eğitim gören Haredilerin zorunlu askerlikten muaf tutulması konusu ciddi bir siyasi tartışma yaratmış durumda.
Netanyahu, mevcut muafiyetlerin devamına yeşil ışık yakması nedeniyle Haredi partilerinin geleneksel destekçisi olarak görülüyor. Aksine, Eisenkot ve Bennett, Haredilerin daha fazla askeri hizmet almasını savunuyor, Lieberman ise bu konuda daha sert bir tutum sergiliyor.
Ancak Haredi partilerinin Netanyahu'ya olan desteği tam anlamıyla koşulsuz değil; dinî eğitim kurumlarına ayrılacak kaynaklar, bütçe olanakları ve askerlik muafiyetleri gibi kazanımlar elde etmeleri durumunda farklı koalisyon seçeneklerini değerlendirebilecekleri ifade ediliyor. Haredi partilerinin seçim sonrasındaki rolü, yeni hükümetin kim tarafından oluşturulacağı kadar İsrail'in askerlik sistemi ve iç siyasi dengeleri üzerinde de etkili olabilir.
NETANYAHU'DAN EKONOMİK UYARI: YAPTIRIM TEHLİKESİ VE ABD YARDIMLARININ GELECEĞİ
Netanyahu'nun seçim öncesinde yaptığı ekonomik açıklamalar, İsrail'in maruz kaldığı uluslararası baskıları ve dışa bağımlılık sorununu yeniden gündeme getirdi. Netanyahu, ülkesinin uluslararası yaptırımlara, özellikle bankacılık ve finans sektörünü hedef alan kısıtlamalara hazırlıklı olması gerektiğini kabul etti. Bunun yanı sıra, İsrail ekonomisinin alternatif finansal mekanizmalar geliştirmesi gerektiğini vurguladı.
Bu bağlamda, blokzincir teknolojileri ve dijital para birimlerinin uluslararası finansal kısıtlamalara karşı uygulanabilir araçlardan biri olduğunu ifade etti. Ayrıca Netanyahu, ABD'nin İsrail'e yıllar içinde sağladığı on milyarlarca dolarlık askeri yardımın sonsuz biçimde devam etmeyeceğine dikkat çekerek, ülkesinin dış yardımlara bağımlılığını azaltması gerektiğini belirtti.
Bu açıklamalar, Gazze'deki savaş ve bölgesel askeri operasyonlar dolayısıyla İsrail'in diplomatik yalnızlık ve ekonomik yaptırım riskleriyle karşı karşıya kalabileceği tartışmalarını güçlendirdi. Muhalefet, Netanyahu'nun sözlerini hükümetin dış politikasının ülkeyi ekonomik kırılganlığa sürüklediğinin bir göstergesi olarak değerlendirirken, uluslararası finans sisteminden gelebilecek kısıtlamaların İsrail ekonomisi açısından ciddi sonuçlar doğurabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor.
Böylece güvenlik ve askeri güç söylemini seçim kampanyasının merkezine yerleştiren Netanyahu, ekonomik istikrar ve dış yardımların geleceği üzerinden siyasi baskılarla karşı karşıya kalıyor.
NETANYAHU GİTSE DE İRAN POLİTİKASI DEĞİŞMEYEBİLİR: SAVAŞ SİYASİ CAN SİMİDİ Mİ?
Seçimlerin bölgesel güvenlik açısından önemli bir boyutu, Netanyahu'nun iktidardan ayrılması durumunda bile İsrail'in İran'a yönelik askeri stratejisinin köklü bir değişikliğe uğramayabileceği ihtimalidir. İsrail, İran'ı temel stratejik tehdit olarak tanımlayan güvenlik yaklaşımının yalnızca Netanyahu'nun siyasi tercihleriyle sınırlı olmadığı değerlendiriliyor.
Ülkenin askeri ve istihbarat kurumlarının yanı sıra farklı siyasi akımlar arasında da İran'ın bölgesel etkisinin sınırlandırılması konusunda geniş bir uzlaşma bulunduğu düşünülüyor. Bu nedenle Eisenkot, Bennett veya başka bir liderin başbakan olması, İran'a yönelik askeri baskının sona ermesi için bir garanti oluşturmayabilir.
Ancak farklı liderlerin askeri müdahalelerin kapsamı, zamanlaması ve diplomatik seçenekler konusunda ayrı yaklaşımlar sergileyebileceği belirtiliyor. Netanyahu açısından devam eden savaşların bir diğer önemi ise siyasi otoritesini sürdürmesine yardımcı olabilecek avantajlar sunmasıdır. İran ile yaşanan gerilimlerin artması, Gazze'deki askeri operasyonların sürmesi ve bölgesel güvenlik sorunlarının derinleşmesi, Netanyahu'nun seçim sonrası güvenlik konusunu siyasetin merkezine yerleştirmesine olanak tanıyabilir.
Hükümet kurma süreci tıkanma aşamasına gelirse, geçici başbakan olarak askeri operasyonları yönetmeye devam etmesi, onun için siyasi açıdan zaman kazandırabilir. Bu nedenle, savaşın devam etmesi bazı değerlendirmelere göre Netanyahu için bir siyasi çıkış yolu oluşturabilir.
İSRAİL'DE ASIL HESAPLAŞMA SANDIKTAN SONRA: NETANYAHU KAYBETSE DE KAZANABİLİR
İsrail'de 27 Ekim'deki seçimler, sadece Netanyahu ile Eisenkot arasında bir iktidar mücadelesi olmaktan çok daha geniş bir siyasi hesaplaşmaya dönüşmüş durumda. Netanyahu, devam eden ceza davaları, uluslararası yaptırımların olasılığı, Amerikan askeri yardımlarının geleceği ve koalisyon ortaklarının talepleri gibi sorunlarla karşı karşıya.
Diğer yandan, muhalefet seçimleri kazanma ihtimaline sahip olsa da, ortak liderlik, Arap partilerinin desteği ve Haredi gruplarla uzlaşma konularında ciddi sıkıntılar yaşıyor. Seçim sonuçlarından sonra Knesset Başkanlığı'nın değiştirilmesi, Sanık Yasası'nın gündeme gelmesi, Likud içerisinden Netanyahu'ya alternatif bir lider belirlenmesi veya ulusal birlik hükümeti kurulması gibi farklı senaryoların tartışılması öngörülüyor.
Tüm bu gelişmeler, İsrail'in siyasi arenasında yeni bir güç mücadelesinin başlayabileceğini gösteriyor. Netanyahu, seçimlerde geriye düşmesine rağmen geçici hükümet sayesinde iktidarda kalabilirken, muhalefet daha fazla sandalye kazanmış olmasına rağmen hükümet kuramayabilir. Bu nedenle, seçimlerin gerçek sonucu sadece sandıkta değil, sonrasındaki parlamenter müzakerelerde, olası hukuki girişimlerde ve İsrail'in bölgesel savaş politikalarının nasıl şekilleneceğinde belirginleşecek.