Hamas'ın 7 Ekim saldırılarının yıldönümünde, Ortadoğu uzmanı Prof. Vali Nasr ile bölgedeki savaş ve değişen güç dengeleri üzerine bir röportaj gerçekleştirildi. Johns Hopkins Üniversitesi Öğretim Üyesi Nasr, daha önceki görüşmelerinde Ortadoğu'daki kırılmayı detaylandırmıştı. Nasr, İsrail'in Gazze ve Lübnan'ın ardından bölgedeki hegemonya hedefinin merkezinde İran'ın bulunduğunu vurguladı.
Nasr, "İsrail’in amacı, Hizbullah’ı ve İran’ı etkisiz hale getirerek, geriye yalnızca Suudi Arabistan, Pakistan, Türkiye ve Katar'ın kalmasını sağlamaktı. Böylece Ortadoğu'ya hâkim olabileceğini düşündü" ifadelerini kullandı. Ancak şu anki durumun çok daha karmaşık olduğunu belirtti.
"İran hâlâ yerinde ve Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol sahibi" şeklinde görüş belirtti. İsrail'in başlıca tehditinin İran olduğunu söyleyen Nasr, "Sünni cephede de kaygıları mevcut. Türkiye'yle gerilim devam ediyor.
Şu anda Katar ve Türkiye hakkında Netanyahu'dan ziyade, başbakan adayı Naftali Bennett konuşuyor" dedi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yapılan Mekke Anlaşması'nın sunuluş biçiminin, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan tarafından kendilerini savunmaları için kiralanmış olduğu izlenimini verdiğini ifade eden Nasr, bunun tam anlamıyla bir ittifak olmadığını belirtti.
NATO'nun kuruluşundaki gibi tek bir düşman olmadığını da vurguladı. Nasr, "Türkiye Yemen’e giderse ve saldırıya uğrarsa, NATO’nun geri kalanı da savaşa dâhil olacak mı?" diye sordu. Ayrıca, bu blokların karşıt bloklara yol açma potansiyeline dikkat çekti.
Amerikan güvenlik şemsiyesinin artık Suudi Arabistan için güvenilir olmadığını vurguladı. Hamas ve İslami Cihat militanlarının 7 Ekim 2023 sabahı İsrail’e gerçekleştirdiği "Aksa Tufanı" saldırılarının üzerinden tam üç yıl geçti. Bu saldırılar sonucunda 1200'den fazla İsrailli hayatını kaybederken, 250 kişi de rehin alındı.
Saldırının ardından İsrail, "Demir Kılıçlar" adını verdiği askeri operasyonla Filistin'e karşı büyük bir saldırı başlattı. Bu süreçte İsrail, Gazze'yi benzeri görülmemiş bir yıkıma sürüklerken, bölgede ağır bir insani tablo bıraktı. Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun düzenlediği saldırılarda 74 bin 245 Filistinli yaşamını yitirirken, 175 bin 267 kişi yaralandı.
Enkaz altında hâlâ binlerce cenazenin bulunduğu belirtiliyor. Gazze'de yerinden edilen en az 2 milyon 150 bin Filistinli, insani olmayan koşullarda yaşam mücadelesi veriyor. İsrail’in saldırılarında en ağır bedeli ise çocuklar ödüyor.
İnsan Hakları Koruma Merkezi’nin raporuna göre, Ekim 2023'ten bu yana Gazze Şeridi’nde 18 yaş altı 21 bin 745 çocuk hayatını kaybederken, 46 bin çocuk yaralandı. Yaralanmalar nedeniyle 11 bin çocuk uzuvlarını kaybetti.
293 yenidoğan ise yetersiz beslenme, oksijen sıkıntısı ve soğuktan donarak hayatını kaybetti. 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesi beklenirken, İsrail, Gazze’ye yönelik saldırılarına devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye yönelik planı ise tıkanmış durumda. Vali Nasr, Ortadoğu’ya ilişkin iki senaryoyu şöyle özetledi: "En iyi senaryo: Savaşın şu an bulunduğu noktada durması.
Ancak bu, barış getirmeyecek. Mevcut istikrarsızlık yeni ‘normal’ olacak. En kötü senaryo ise ABD ve İran’ın doğrudan bir savaşa tutuşması.
Bu, daha büyük bir yıkım demek." Nasr, Batı'da Ortadoğu'yu savaş öncesindeki haliyle düşünme konusunda bir eksiklik olduğunu ifade etti. "Birçok insan bu savaşı bir parantez olarak görüyor, savaş bittikten sonra her şeyin eski haline döneceğini düşünüyor.
Ancak bu savaş, bunun için fazla büyük" dedi. Filistin meselesinde iki devletli çözüm modelinin artık sahada bir karşılığı kalmadığını belirten Nasr, İsrail kamuoyunun 7 Ekim'den sonra diplomasiden uzaklaştığını ve askeri yolla çözüme inandığını kaydetti. Nasr, İsrail kamuoyunun çözüm olarak "Gazze, Güney Lübnan, Suriye’de işgal ve tampon bölge kurmayı" benimsediğini söyledi.
Türkiye'de tartışılan “Lübnanlaştırılma” kavramına da değinen Nasr, Türkiye ve İran gibi köklü devletlerin kurumsal direncinin önemine vurgu yaptı. "Lübnanlaştırma, merkezi hükümetin zayıflaması demektir. İsrail, büyük ulus devletler yerine parçalanmış yapılar tercih ediyor.
Ancak İran’da Kürtleri silahlandırma planları tutmadı. Türkiye kadar güçlü bir ülkede bile insanlar bundan kaygı duyuyorsa, bu, bölgedeki varoluş kaygısını ve psikolojik kırılganlığı göstermektedir."