Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Erdoğan, BM'de Filistin konusunu gündeme taşıdı

Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM toplantısında Filistin meselesine dikkat çekerek, uluslararası toplumun soruna karşı birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

GÜNDEM 22.09.2026 12:31 Murat KARAKOÇ 717 okuma Okuma Süresi: 12 dk
Erdoğan, BM'de Filistin konusunu gündeme taşıdı
Paylaş:
N

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, başbakanlığı döneminden itibaren katıldığı Birleşmiş Milletler (BM) toplantılarında, İsrail'in Filistin üzerindeki insanlık dramını uluslararası gündeme taşıyarak, Filistin'in sesi olmaya çalıştı.

Erdoğan, bu toplantılarda İsrail'in zulmüne karşı uluslararası toplumun dayanışma içinde hareket etmesini talep etti ve çözümün, 1967 sınırları esas alınarak, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin bir an önce kurulmasında olduğunu dile getirdi.

2007 yılında, başbakan olarak katıldığı 62. Genel Kurul konuşmasında Türkiye'nin bulunduğu bölgede en önemli istikrarsızlık sebeplerinden birinin Orta Doğu sorunu olduğunu ifade etti. Erdoğan, Filistin meselesinin sadece bölge ülkeleri için değil, dünya genelinde de etkileri olan bir sıkıntı olduğunu belirterek, bu sorunun çözümüne yönelik çabaların tüm ülkelerin işbirliği ile gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Filistin'deki iç siyasi ayrışmanın durumu daha da karmaşık hale getirdiğini ifade eden Erdoğan, "Filistin sorununa kalıcı bir siyasi çözüm ve İsrail ile iki devletli vizyon üzerinde temel alan geniş kapsamlı bir barış, hem bölge hem de dünya istikrarı için hayati bir öneme sahiptir. İsrail-Filistin ihtilafının çözümü, bölgedeki diğer sorunların çözümüne de katkı sağlayacaktır.

Barış Süreci'ni yeniden canlandırma çabalarında taraflara her türlü desteği vermeye ve düzenlenmesi planlanan uluslararası toplantılara katkıda bulunmaya hazırız." şeklinde konuştu. "İNSANİ GÖREVİMİZDİR" Erdoğan, 2009 yılındaki 64. Genel Kurul hitabında Türkiye’nin dikkatle üzerinde durduğu konulardan birinin Filistin-İsrail ihtilafı olduğunu belirtti.

İki devletli çözümün dünya barışı için zorunlu olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Türkiye, her daim Filistin halkının yanında olmuş ve bu desteği sürdürmeye devam edecektir." dedi. Gazze’de insanların çadırlarda yaşamak zorunda kaldığını ve temiz suya erişimlerinin olmadığını ifade eden Erdoğan, "Bu tabloya karşı insani görevlerimizi yerine getiriyor muyuz? BM ya da Güvenlik Konseyi bu konuda ne yapabiliyor?

Yaptırımları var mı? Bu konular üzerinde hassasiyetle durmalıyız. Gazze için verilen sözler tutulmamıştır." diyerek duruma dikkat çekti.

Filistin sorununun çözümünün, ancak herkese eşit muamele edilmesi durumunda mümkün olduğunu ifade eden Erdoğan, "Gazze’deki insanlık dramını sona erdirmek ve kalıcı bir huzur ortamı sağlamak, bizim insani ve vicdani sorumluluğumuzdur." şeklinde konuştu.

Uluslararası toplumun bu meseleye olan duyarlılığını yitirmemesi gerektiğini ve konunun çözümüne yönelik çabalara yeni bir ivme kazandırmasının son derece önemli olduğunu belirten Erdoğan, "Tüm tarafları, bu soruna kayıtsız kalmamaya ve yeni acıların yaşanmasına göz yummamaya davet ediyoruz." ifadesini kullandı. "TÜRKİYE'NİN FİLİSTİN DEVLETİ'NİN TANINMASINA DESTEĞİ KOŞULSUZDUR"

Erdoğan, 2011 yılında 66. Genel Kurul'da yaptığı konuşmada, Filistin-İsrail sorununun çözülmemesini, siyasi denge uğruna hak ve adaletin göz ardı edilmesi olarak nitelendirdi ve bu durumun uluslararası adalet anlayışına ağır bir darbe indirdiğini ifade etti. Ayrıca, BM bünyesinde alınan ve İsrail tarafından hiçe sayılan yüzlerce kararın bulunduğunu dile getirdi.

BM'nin, Filistin halkının maruz kaldığı insanlık dramının sona erdirilmesi için gerekli adımları atamayacak kadar yetersiz olduğunu belirten Erdoğan, "BM Güvenlik Konseyi, farklı ülkeler için yaptırım kararları aldığında, bu kararlara uymayanlara İsrail'e uyguladığı gibi sessiz mi kalıyor?" şeklinde bir soru yöneltti. Filistin topraklarının işgal altında olduğunu vurgulayan Erdoğan, şunları ifade etti:

"İsrail, orantısız güç kullanırken, yaptırım uygulanmayan yine İsrail'dir. İşgal altındaki Filistin topraklarında uluslararası toplumun tüm çağrılarına rağmen süregelen yasa dışı yerleşimler ve Gazze'ye uygulanan abluka, bu konuda en dikkat çeken iki noktadır.

Soruyorum; İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde herhangi bir toplumu uluslararası ilişkilerden veya insani bağlantılardan dışlamak ya da tecrit etmek gibi bir durum söz konusu mudur? Benim okuduğum İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nde buna dair bir şey yok. Filistin'e bir sandık domates sokmak istediğinizde, İsrail'in iznine tabi oluyorsunuz, bunu insani bir durum olarak değerlendirmiyorum."

Meseleyi, yalnızca basit bir "güvenlik için barış" olgusundan ibaret olmadığını belirten Erdoğan, "Orta Doğu'da gelişen yeni siyasi ve sosyal coğrafyayı doğru yorumlayarak, sürekli çatışma ve ihtilaf hali sürdürmenin artık mümkün olmadığını görmek zorundayız.

Eğer uluslararası toplum olarak BM'nin, uluslararası barış ve güvenliği sağlama amacına inanıyorsak, İsrail'i yönetenlere rağmen barış için baskı yapmalı ve bu ülkenin hukukun üstünde olmadığını açıkça belirtmeliyiz." dedi.

Erdoğan, bu yönde atılması gereken temel adımlardan birinin, Filistin halkının devlet olarak tanınması yönündeki meşru talebinin karşılanması ve Filistin Devleti'nin temsilcilerinin BM'de hak ettikleri yeri almaları gerektiğini belirtti. "Türkiye, Filistin Devleti'nin tanınmasına tam destek vermekte ve Orta Doğu bölgesinde barışın sağlanması için her türlü çabayı göstermeye hazırdır" dedi. "İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM"

Erdoğan, BM 69. Genel Kurulu'nda 2014 yılında Filistin sorununu ele alarak, bu konunun dünya gündemine taşınmasına katkıda bulundu.

Sorunun, bölgede yaşanan pek çok meselenin temelinde yattığını vurgulayan Erdoğan, "Filistin'de iki-devletli çözümün bir an önce uygulanması, Gazze üzerindeki ablukaların kaldırılması ve bağımsız, sürdürülebilir bir Filistin devletinin İsrail'le yan yana kurulması, siyasi, insani ve ahlaki bir zorunluluktur." şeklinde konuştu.

BM'yi uluslararası sorunlara müdahale etmeye davet eden Erdoğan, "Daha fazla gecikmeye, masum insanların hayatını kaybetmesine ve küresel vicdanın derin yaralar almasına izin verilmemelidir. Dünya, 5'ten büyüktür. BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi beş üyenin, gerçeklerle uyumsuz bir şekilde BM'yi etkisiz hale getirmesi kabul edilemez." açıklamasını yaptı.

Erdoğan, kararların sadece bir ülkenin iradesine bağımlı kalabileceğine dikkat çekerek, "Filistin'de birkaç ay içinde 2 binden fazla masum insan hayatını kaybederken BM, beklenen çözümleri üretememiştir. Suriye'de 4 yıldır 200 binden fazla kişi katledilirken ve 9 milyona yakın insan yerinden edilirken, BM yine etkili adımlar atamamıştır." ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2016 yılında BM 71. Genel Kurulu'na hitaben yaptığı konuşmasında, Filistin halkına iki devletli çözüm çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olan özgür bir Filistin'de yaşama hakkı tanınmasının uluslararası toplumun bu çocuklara olan bir borcu olduğunu ortaya koydu. "ULUSLARARASI TOPLUMU FİLİSTİN DEVLETİ'NE DESTEK OLMAYA DAVET EDİYORUM"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 tarihli BM 72. Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, barış sürecinin sadece İsrail’in yasa dışı yerleşim faaliyetlerini derhal durdurması ve iki devletli çözüm yönünde adımlar atmasıyla devam edebileceğini ifade etti.

Erdoğan, "Bu açıdan, uluslararası toplumu Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze'deki Filistinli kardeşlerimize, bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti için çabalarında destek olmaya davet ediyorum." şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2018'de gerçekleşen BM 73. Genel Kurulu'nda, geçmişte Bosna, Ruanda, Somalia gibi yerlerde ve günümüzde Filistin’de yaşanan katliamların BM Güvenlik Konseyi'nin gözü önünde gerçekleştiğine dikkat çekerek, "Filistinlilere yapılan zulme sessiz kalanların, bu insanlara yardımları azaltma hususundaki çabaları sadece zalimlerin cesaretini artırmaktadır.

Tüm dünya arkasını dönerse dönsün, Türkiye olarak mazlum Filistinlilerin yanında durmaya, Kudüs'ün tarihi ve hukuki statüsüne sahip çıkmaya devam edeceğiz." dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM 74. Genel Kurulu'nda 2019 yılında yaptığı konuşmada, dünyada adaletsizliğin en çok yaşandığı alanların başında İsrail'in işgali altındaki Filistin topraklarının geldiğini dile getirdi.

Bölgeyi gösteren haritalar eşliğinde konuşan Erdoğan, "1947 yılına baktığımızda neredeyse İsrail yok, tamamen Filistin söz konusuydu. 1947 paylaşım planında Filistin toprakları küçülürken, İsrail genişlemeye başladı. 1967'ye geldiğimizde, 1949'la birlikte İsrail yine büyürken Filistin daralıyor. Bugüne geldiğimizde, neredeyse Filistin yok. İsrail doymak bilmiyor, şimdi de geriye kalanları almak için çaba harcıyor.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin bu ülkeye dair aldığı birçok karar var, bu kararlar uygulamaya konuluyor mu, hayır. O zaman Birleşmiş Milletler'in rolü ne? Aldığımız kararlarla etkili olamıyorsak, adalet nerede sağlanacak?

İşte esas sorun buradadır." ifadelerini kullandı. Kudüs konusundaki Türkiye'nin duruşunun net olduğunu dile getiren Erdoğan, "Çözüm, 1967 sınırları çerçevesinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip bir Filistin devletinin bir an önce kurulmasıdır. Bunun dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma şansı yoktur.

BM kürsüsünden soruyorum: İsrail devletinin sınırları neresidir? 1948 sınırları mı yoksa 1967 sınırları mıdır, ya da başka bir sınır mı vardır? Tıpkı işgal edilen diğer Filistin toprakları gibi Golan Tepeleri ve Batı Şeria’daki yerleşim alanları bu devletin sınırları içine dahil değilse, bu durumda nasıl oluyor da dünya gözü önünde gasbedilebiliyor?" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, koronavirüs nedeniyle video konferans yoluyla katıldığı 2020'deki BM 75. Genel Kurulu'nda, Filistin'deki işgal ve zulüm düzeninin insanlığı rahatsız etmeye devam ettiğini ifade etti ve ekledi: "Türkiye olarak, Filistin halkının rızası olmadan hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Bazı bölge ülkelerinin bu duruma dahil olması, sadece İsrail’in uluslararası parametreleri ihlal etme çabalarına hizmet etmekte.

BM kararları ve uluslararası hukukun ihlaline dayanan Kudüs'te Büyükelçilik açma niyetinde bulunan ülkeler, bu tutumlarıyla zararın artmasına yol açıyor." İSRAİL BÜYÜKELÇİSİ SALONU TERK ETTİ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşması sırasında yapmış olduğu İsrail'e yönelik eleştiriler, İsrail Büyükelçisi'nin toplantı salonunu terk etmesine neden oldu.

BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, İsrail'in Filistin’e uyguladığı ‘sıkı yönetim, şiddet ve yıldırma politikaları’ hakkında bilgi verirken salondan ayrıldığını bildirdi. Erdoğan, daha önceki 2021'deki BM 76. Genel Kurulu’nda da Filistin halkına karşı devam eden zulümlerin, Orta Doğu’da kalıcı barış ve istikrar sağlanmasının önündeki en büyük engel olduğunu belirtmişti.

Bu bağlamda, “İşgal, ilhak ve yasa dışı yerleşim politikalarına kesinlikle son verilmelidir. Kudüs'ün 1947 tarihli BM kararına dayanan uluslararası statüsü, Harem-i Şerif'in mahremiyeti ve Filistin halkının haklarına yönelik ihlallere dur demeyi sürdürmekte kararlıyız.” şeklinde açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı, 2022'deki BM 77. Genel Kurulu’nda ise Orta Doğu'da kalıcı barış ve istikrarın sağlanabilmesi için İsrail-Filistin meselelerinde iki devletli çözümün önemine vurgu yaparak, “Kudüs’ün tarihi ve kültürel kimliğine, Harem-i Şerif’in kutsallığına saygı gösterilmeli, işgal altındaki bölgelerdeki yasa dışı yerleşim uygulamalarına son verilmelidir. Filistinlilerin can ve mal güvenliğinin sağlanması şarttır.” dedi.

Erdoğan, 2023’teki BM 78. Genel Kurulu’nda da “Filistin halkını ve devletini, uluslararası hukuk çerçevesinde meşru haklarına kavuşması için verdikleri mücadelede desteklemeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı. Ayrıca, “Bir kez daha belirtmeliyim ki, 1967 sınırları temelinde bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devleti kurulmadıkça, İsrail'in aradığı barış ve güvenliğe ulaşması pek mümkün değil.

Bu nedenle, Kudüs’ün, özellikle Harem-i Şerif’in tarihi değerlerine saygı gösterilmesini sağlamak için çalışmalara devam edeceğiz.” dedi. "FİLİSTİN HALKINI VE DEVLETİNİ, DESTEKLEMEYİ SÜRDÜRECEĞİZ" Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2024 yılı için düzenlenen BM 79. Genel Kurulu'nda, Filistin halkının ve devletinin uluslararası hukuk çerçevesinde meşru haklarına ulaşabilmesi amacıyla verdikleri mücadeleye desteğin süreceğini vurguladı.

Uzun süren mücadeleler sonucunda dost ve kardeş Filistin'in temsilcisini üye devletler arasında hak ettiği konumda görmekten duyduğu memnuniyeti dile getiren Erdoğan, "Bu tarihi adımın, Filistin'in BM üyeliğine giden yolda son aşama olmasını umuyorum.

Filistin'i tanımayan diğer devletleri, bu kritik dönemde tarihin doğru tarafında yer alarak Filistin devletini hızlı bir şekilde tanımaya davet ediyorum." şeklinde ifadeler kullandı. Uluslararası barış ve güvenliğin, imtiyazlı 5 ülkenin insafına bırakılmayacak kadar hayati öneme sahip olduğunu belirten Erdoğan, Gazze'de süregeldiği belirtilen katliamın bu durumun en acı örneği olduğunu ifade etti. Erdoğan, şunları söyledi:

"Ey insan hakları örgütleri, Gazze'deki insanlar, Batı Şeria'dakiler insan değil mi? Filistin'deki çocukların okuma, yaşama ve sokakta oynama hakkı yok mu? Ey uluslararası basın organları, İsrail'in gözler önünde gerçekleştirdiği katliamda hedef olan, ofislerine saldırılan gazeteciler sizin meslektaşlarınız değil mi?

Ey BM Güvenlik Konseyi, Gazze'deki soykırımın önüne geçmek için daha neyi bekliyorsunuz? Kendi vatandaşlarının hayatını tehlikeye atan, siyasi geleceği için tüm bölgeyi çatışmaya sürükleyen katliam çetelerini durdurmak için neyi bekliyorsunuz? Ey İsrail'e sınırsız destek verenler, bu katliamı izleyip, bu vahşete ortak olmanın utancını daha ne kadar taşımayı düşünüyorsunuz?"

İsrail'in Filistin halkına yönelik baskınlarının tek sebebinin bir grup ülkenin kayıtsız şartsız desteği olduğunu dile getiren Erdoğan, "İsrail üzerinde etkili olan ülkeler, 'tavşana kaç, tazıya tut' yaklaşımıyla bu katliama doğrudan katkıda bulunuyor. Sahne önünde ateşkes için çaba sarf edenler, arka planda ise İsrail'in katliamlarını sürdürebilmesi için silah ve mühimmat tedarik etmeye devam ediyor.

Bu, tutarsızlık ve samimiyetsizliktir." şeklinde değerlendirdi. "ZORLAYICI TEDBİRLER GÜNDEME ALINMALI" Erdoğan, İsrail'in oyalama ve aldatma stratejilerine daha fazla fırsat verilmemesi gerektiğinin altını çizerek, 2735 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmadığı bir ortamda, İsrail'e yönelik zorlayıcı tedbirlerin acilen gündeme alınmasını istedi.

Türkiye'nin Gazze'ye en fazla yardım gönderen ülke olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bu doğrultuda İsrail ile olan ticari faaliyetlerimizi durdurarak, konudaki hassasiyetimizi gösterdik. Aynı zamanda İsrail'in son günlerde saldırılarını artırdığı Lübnan halkı ve hükümetiyle de dayanışma içindeyiz." dedi.

Erdoğan, ayrıca, İsrail'in işlediği suçların cezasız kalmaması amacıyla Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından Uluslararası Adalet Divanı'nda açılan davayı desteklediklerini ifade etti.

Türkiye'nin müdahil olduğu bu davada adaletin sağlanması için gerekli adımları atacaklarını belirten Erdoğan, "Nablus'ta barışçıl bir protesto sırasında İsrail askerleri tarafından başından vurulan Ayşenur Ezgi Eygi kızımızın kanının yerde kalmaması için her türlü hukuki mücadeleyi sürdüreceğiz." ifadesini kullandı. "İSRAİL, YİNE DE SOYKIRIMI GİZLEYEMEDİ"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir önceki yılki BM 80. Genel Kurulu'ndaki konuşmasında, Filistin'in giderek daha fazla ülke tarafından tanındığı bir dönemde Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas'ın genel kurulda yer alamaması dolayısıyla duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Kürsüde Türk vatandaşlarıyla birlikte Filistin halkının sesine tercüman olmak amacıyla bulunduklarını kaydeden Erdoğan, "Filistin Devleti'ni tanıma kararı alan tüm ülkelere teşekkür ediyorum.

Henüz bu adımı atmayan devletlerin ise bir an önce hareket geçmesini bekliyorum." diye konuştu. İsrail'in o dönemde Gazze'de ulusal ve uluslararası basında görev yapan 250 muhabiri kasten öldürdüğü ve Gazze’ye tüm girişleri yasakladığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İsrail, soykırımı gizleyemedi.

Filistin topraklarındaki soykırıma sürekli dikkat çeken Genel Sekreter Sayın Guterres'i yürekten destekliyorum, cesareti için kendisini tekrar tebrik ediyorum. Ancak, Birleşmiş Milletler, Gazze'deki kendi çalışanlarını bile maalesef koruyamamıştır. Gazze'de yardım amacıyla çaba gösteren 500 kişi yaşamını yitirmiştir; bunlardan 326'sı BM personelidir." ifadelerini kullandı.

Gazze'de sadece insanların değil, tarım alanlarının, bahçelerin ve tarihi eserlerin bilerek yok edildiğine de dikkat çeken Erdoğan, kürsüden Gazze'de yaşanan krizle ilgili görseller sundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu kürsüden açıkça belirtiyorum, Gazze'de savaş yoktur.

Gazze'de iki taraf değil, bir taraf vardır; bir yanda modern ve öldürücü silahlarla donanmış bir ordu, diğer yanda ise masum siviller ve çocuklar bulunmaktadır. Bu, terörle mücadele değil, 7 Ekim olayının bahane edilerek yürütülen bir işgal ve soykırım politikasıdır." "BÖLGE BARIŞINI DA TEHDİT EDİYOR"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'nin Hamas bahanesiyle hedef alınmasının yanı sıra, Batı Şeria'nın da adım adım işgal edilip masum sivillerin infaz edildiğini belirtti. Erdoğan, "İsrail, sadece Gazze ve Batı Şeria ile yetinmiyor, Suriye, İran, Yemen ve Lübnan gibi ülkelere de saldırılar düzenleyerek bölgedeki barışı tehdit etmektedir" ifadelerini kullandı.

Son olarak, Katar'daki ateşkes müzakereleri için toplanan heyete yönelik İsrail'in saldırı gerçekleştirmesine dikkat çekti. Sadece çevresindeki ülkeler değil, Orta Doğu'daki tüm devletlerin, İsrail hükümetinin pervasız tehditleriyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Erdoğan, şu noktaya değindi:

"Gelinen aşamada, artık hepimizin bu gerçeği kavraması gerekiyor; İsrail yönetimi, vadedilmiş topraklar saplantısıyla hareket ederek yayılmacı bir politikayla bölge barışına ve devletlerin ortak kazanımlarına zarar vermektedir. Üç semavi dinin kutsal mekânı olan Kudüs, bu radikalizmin doğrudan hedefidir. Vicdan sahibi Musevileri rahatsız eden ve tüm dünyada antisemitizmi artıran bu cinnet hali daha fazla devam edemez.

Gazze'de derhal ateşkes sağlanmalı, saldırılar durmalı ve insani yardımların ulaşımına hiç engel olmadan izin verilmelidir. Soykırımda rol alan kişiler uluslararası hukuka uygun olarak hesap vermelidir. İnşallah bu mutlaka gerçekleşecektir."

"ÇOCUKLARIN ÇOCUKLARI BÜYÜTTÜĞÜ GAZZE" Gazze'de yaşanan zulme karşı sessiz kalan veya tavır almayan herkesin bu cürmün ortak sorumluluğunu taşıdığına dikkat çeken Erdoğan, "Tüm dünya liderlerine sesleniyorum; bu an insanlık adına Filistinli mazlumların yanında durma vaktidir. Halklarınız Gazze'deki zalimliklere tepki gösterirken, cesaretinizi gösterme zamanı geldi.

Çocukların çocukları büyüten Gazze'ye karşı insanlık görevinizi yerine getirin. Bu fırsatla, dünyanın dört bir yanında Gazzeli mazlumlara destek olmak için sokakları dolduran, destek vermek amacıyla denizlere açılan akademisyen, sanatçı, siyasetçi, aktivist ve öğrencilerden oluşan tüm Filistin savunucularına en içten selamlarımı iletmek istiyorum." şeklinde açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Eylül’de BM Genel Kurulu’na yapacağı konuşmada, İsrail’in Gazze’deki soykırımı ve uluslararası düzeyde atılması gereken adımları ana gündem maddesi olarak belirleyecek. Bu yıl da, geçmişteki BM Genel Kurulu katılımlarında olduğu gibi, Erdoğan, dünyanın dikkatini Gazze’de süregelen soykırıma yönlendirecek.

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Torba yasa ne zaman çıkacak? 2026 yasasında neler var?
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Torba yasa ne zaman çıkacak? 2026 yasasında neler var?
WhatsApp
İhbar Hattı