Van'da yaşayan 18 yaşındaki Levent Çelik, yaklaşık bir yıl önce iş bulmak için İstanbul'a taşındı. Çelik, iş güvenliği personeli olarak çalıştığı inşaat firmasında 19 yaşındaki çocukluk arkadaşı Mazlum Gürbüz'e de iş imkanları sağladı. İki arkadaş, 5 ay boyunca aynı şantiyede birlikte çalıştı.
29 Eylül günü saat 11.00'de Kemerburgaz Mahallesi'ndeki şantiyede, yağmur nedeniyle çalışmayı bıraktıktan sonra koğuşa geçen Gürbüz ve Çelik, havanın düzelmesi üzerine şefleri tarafından tekrar sahaya çağrıldı. Tabela montajı için sepetli platformla alana çıkan işçilerden birinin elindeki metal çıtanın yüksek gerilim hattına temas etmesi ile elektrik akımına kapıldılar. Elektrik akımının etkisiyle iki işçi de bayıldı.
Levent Çelik yardım isteyerek operatöre durumu bildirdi. Operatör, sepeti aşağı indirdi. Şantiyedeki ilk yardım ekipleri, kalbi duran Gürbüz'e müdahale ederek hayata döndürmeye çalıştı.
İlk müdahalenin ardından hastaneye kaldırılan iki işçiden Mazlum Gürbüz, 5 Ekim'de hayatını kaybetti. Levent Çelik ise tedavisinin ardından taburcu edildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu'nda otopsi işlemleri tamamlanan Gürbüz'ün cenazesi ailesine teslim edildi ve memleketi Van'ın Tuşba ilçesinde toprağa verildi.
ANNE CAHİDE GÜRBÜZ'DEN İDDİALAR
Oğlunun zorla çalıştırıldığını öne süren anne Cahide Gürbüz, "Benim oğlum okulu bıraktı, durumumuz iyi değildi. Mecburen çalışmaya geldi. Bir iş kazası var, ihmal var; zorla çalıştırmışlar. Oğlumdan yağmurlu günde tabelayı çıkarmasını istemişler" dedi.
LEVENT ÇELİK'İN AÇIKLAMALARI
Kazanın gününü anlatan Levent Çelik, "Sabah kalktık, yağmur yağıyordu, bu yüzden odaya gittik. Şefimiz saat 11.00'de aradı ve 'Yağmur biraz durmuş, gidip tabelayı yapın' dedi. Hava hâlâ yağmurluydu.
Arkadaşımın elinde demir çıta vardı. Çıtayı kaldırırken elektrik teline değdi ve ikimiz de akıma kapıldık. Sepetin içine düştük, o bayıldı.
Beni aşağı indirmesi için operatöre söyledik. Bizi aşağı indirdikten sonra şeflerimizi aradık" şeklinde konuştu. Kazanın ardından gelen ambulansın zamanında yetişmediğini dile getiren Çelik, "Belki ambulans 5-10 dakika daha erken gelseydi, arkadaşım bu durumda olmazdı" ifadelerini kullandı.
Çelik, işten çıkarılma korkusu nedeniyle yağmurlu havada çalışmak zorunda kaldıklarını anlattı. Elimde açık bir yara vardı ve kanıyordu. Hava yağmurluydu, bu nedenle şefe çıkmak istemediğimizi ifade ettik.
Şef, ‘O kadar kötü bir hava yok, çıkın’ diyerek bizi ikna etmeye çalıştı. İşten çıkarılma endişesiyle mecburen yağmurlu havada çalışmaya gitmek zorunda kaldık. İkimiz de o anda çalışmak istemediğimizin altını çizerken, ‘Yağmur çok yağmıyor’ dedi.
Sonuç olarak, mecburen gideceğimizi kabul ettik” diyen Çelik, şantiyede yeterli güvenlik önlemlerinin alınmadığını savundu. “Biz şantiyede iş güvenliği personeli olarak görev yapıyorduk. İşçilerin güvenli bir şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla oradaydık ancak şirket bizim güvenliğimizi temin edemedi,” şeklinde konuştu.
Çelik, “Ben burada bir yıldır çalışıyorum. Geçtiğimiz yılın eylül ayında başladım, arkadaşım ise haziranda göreve başladı. İkimiz çocukluk arkadaşlarıyız ve aynı köyde büyüdük.
Eğitim hayatımızı sürdüremedik çünkü ailevi sorunlar nedeniyle geçim sıkıntısı çektiğimiz için okulu bırakıp buraya geldik ve inşaat işinde çalışmaya başladık. Normalde yaptığımız iş bizim sorumluluğumuz değildi. Biz sadece sahadaki işçilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüydük,” dedi.
Çelik, yaşadığı üzüntüyü dile getirerek, “Ayakta durmakta bile zorlanıyorum. Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, birlikte büyüdük, kardeşim gibiydi. O işe giderken elektrik akımının olduğunu bilmiyorduk.
Elektrik hattı olduğunu bize bildirmediler, elektriği kesip kesmediklerini de belirtmediler. Akıma kapıldığımızda bu durumu anladık. İkimiz de direklerde ve tellerde yüksek gerilim olduğunu bilmiyorduk. Herhangi bir önlem de alınmamıştı” şeklinde konuştu.
AİLENİN AVUKATI DOĞAN BAYER'İN AÇIKLAMALARI
Ailenin avukatı Doğan Bayer, montajın bir gün önce başka bir ekip tarafından gerçekleştirilmiş olduğunu, ancak montajın sağlam olmaması nedeniyle rüzgarda sallandığını belirtti. Bayer, “28 Eylül’de bu montajı diğer bir ekip yapıyor fakat iyi monte edilmediği için rüzgarda sallanıyor. 29 Eylül’de montajın güçlendirilmesi için üst işveren tarafından iş güvenliği uzmanlarına talimat veriliyor.
Ancak havanın yağmurlu olması sebebiyle işçilere ‘Bugün çalışmayın, koğuşlara gidin’ deniliyor. Fakat bizim işçilerimize montaj işini yapmaları söyleniyor. Bu görev onların tanımında yoktu.
Görevleri, iş yerindeki eksiklikleri ve tehlikeleri tespit ederek iş güvenliği uzmanlarına bildirmekti,” ifadelerini kullandı. Bayer, elektriğe dair bir iş yapıldığında uygun koruyucu ekipmanların kullanılması gerektiğini vurguladı. “Çocukların ellerine eldiven verilmeden metal çubuk verilmesi, yüksek gerilim hattına temas edince akımın vücutlarına iletilmesine neden oldu.
Kesinlikle ellerinde eldiven yoktu ve bu durum kaza nedenlerinden biri,” dedi. Ayrıca, ihmal zinciri sonucunda bir kişinin hayatını kaybettiğini, bir diğerinin ise yaralandığını belirtti. Bayer, montajın işçilerin görev tanımında olmadığını, gerekli eğitimin verilmediğini ve emniyet kemerinin sağlanmadığını da ekledi.
“Eğer elektriğe karşı yalıtkan bir malzeme kullanılsaydı, eldiven takılsaydı veya ellerindeki metal çubuk olmasaydı akımın iletilmesi engellenebilirdi. İşçilerin bu montaj için yüksek bir noktaya çıkartılması da bir ihmal olarak değerlendiriliyor. Kusur oranının yüzde 100 olduğunu düşünüyoruz.
Ambulans ve iş yeri hekiminin müdahalesinin geciktiğini de değerlendiriyoruz. Belki zamanında müdahale ile hayat kurtarılabilirdi. Bu konunun da adli süreçte takipçisi olacağız,” diyerek sözlerini tamamladı.