Küresel iklim kriziyle mücadele eden gelişmekte olan ülkeler, Birleşmiş Milletler'in (BM) bürokratik engelleriyle karşılaşıyor. Nepal'in Rasuwa bölgesinde meydana gelen devasa çamur ve sel felaketi, 1.400'den fazla kişinin yaşamını yitirmesine ve 6 bin kişinin kaybolmasına neden oldu. Bu olay, 2022 yılında kurulan BM Kayıp ve Zarar Fonu'nun ilk büyük testinde başarısız olduğunu gösterdi.
Uzmanlar, Nepal'in küresel karbon emisyonlarındaki payının yalnızca %0,01 olduğunu belirterek, ülkenin 5 milyar dolarlık (milli gelirinin %10'u) yeniden inşa talebinin yanıtlanmadığını aktardı. Felaketin ardından resmi başvuru yapan Nepal hükümetine, BM yetkilileri tarafından "aciliyet ve merhametle yaklaşılacağı" sözü verilmesine rağmen, bir ay geçmesine rağmen somut finansal adım atılmadı.
Uzmanlar, BM Kayıp ve Zarar Fonu'nun acil insani kriz durumlarında hızlı para aktaracak "hızlı erişim kanallarına" sahip olmadığını, başvuruların karmaşık takvimlere sıkıştırıldığını ve bunun felaketzedeleri çaresiz bırakmak anlamına geldiğini vurguladı. BM'nin finansman aktarımı için talep ettiği "aşırı hava olayının iklim kriziyle doğrudan bağlantısını kanıtlayan veriler" şartı, dikkat çeken bir diğer unsur oldu.
Himalayalar'da yaşanan buz erimeleri, çığlar ve çamur kaymaları gibi karmaşık doğa olaylarının iklim krizine olan matematiksel bağını göstermek için gereken verilerin tarih alabileceği ifade ediliyor. Bu bağlamda, gelişmiş veri ve modelleme altyapısına sahip olmayan Nepal gibi ülkelerden bu tür kanıtların istenmesi, iklim adaletine aykırı olarak değerlendiriliyor.
20 yıldan fazla süredir Himalayalar üzerine çalışan çevre bilimcileri, bir felaketin sadece dakikalar içinde gelişebileceğini, ancak bilimin nedensel bağlantıları çözüme kavuşturmasının yıllar alacağını hatırlatıyor.
BM Kayıp ve Zarar Fonu'na acil reform çağrısında bulunan uzmanlar, acil insani yardımlar için bürokrasi olmadan hızlı fon aktarımının yapılması gerektiğini belirterek, kesin iklim verisi eksikliğinin yardım reddi gerekçesi olarak kullanılamayacağını dile getirdiler. Ayrıca, yoksul ülkelerin yüksek faizli borç bataklığına itilmemesi gerektiğinin de altını çizdiler.