ERZURUM'da, Atatürk Üniversitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen ‘Modern Saldırılar Karşısında Aile ve Neslin Korunması’ uluslararası sempozyumunun sonuç bildirgesi açıklandı. 14 maddeden oluşan bildirgede, nüfus artış hızındaki düşüşü önleme, gençlerin evliliklerinin desteklenmesi ve ailelerin dijital tehditlere karşı bilinçlendirilmesi gibi konulara yer verildi.
Sempozyum, İstanbul merkezli İslam Alimleri Vakfı ile Katar merkezli Dünya Müslüman Alimler Birliği işbirliğiyle, 23 Ekim’de Atatürk Üniversitesi ve Erzurum Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde başladı. Bugün açıklanan sonuç bildirgesiyle birlikte sempozyum sona erdi. Türkiye’nin yanı sıra, Katar, Mısır, Filistin, Cezayir, Suriye, Fas, Pakistan ve İngiltere'den akademisyenlerin katıldığı sempozyum, 7 oturum şeklinde gerçekleştirildi.
DİJİTAL TEHDİTLER VE AİLE EĞİTİMİNE DİKKAT ÇEKİLDİ
Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, çok sayıda davetlinin katıldığı toplantıda sonuç bildirgesini okudu. İslam Alimleri Vakfı Başkanı Prof. Dr. Nasrullah Hacımüftüoğlu, aile kurumu ve neslin karşılaştığı tehditler ile ele alınan sorunları; ilmi, sosyal, kültürel, ahlaki ve hukuki boyutlarıyla açıkladı.
Hacımüftüoğlu, sempozyuma Türkiye’den ve farklı ülkelerden pek çok akademisyenin katıldığını belirterek, "Ailenin korunması ve güçlendirilmesi, neslin muhafazası ile ilgili en güncel konular ele alındı" dedi.
NÜFUS YENİLENME HIZI BEKA SORUNU OLARAK GÖRÜLDÜ
Bildirgede, ailenin bireyin gelişimi ve toplumsal dayanışmanın temeli olduğu vurgulandı. Nüfus yenilenme hızının kritik eşik altına düşmesi durumunda, bunun gelecekte bir sorun oluşturacağına dikkat çekildi. Bu bağlamda, evliliği ve ebeveynliği destekleyen, manevi değerleri dikkate alan kamu politikalarının hayata geçirilmesi gerektiği ifade edildi.
Gençlerin evlilik öncesinde ve sonrasında desteklenmesinin önemine vurgu yapılan bildirgede, ekonomik ve sosyal zorlukların evliliğin önündeki engellerden çıkarılması çağrısında bulunuldu. Eş adayları ile evli çiftler için aile eğitimleri düzenlenmesi gerektiği ifade edildi, bu eğitimlerle eş olma ve ebeveynlik bilincinin güçlendirilmesi önerildi.
DİJİTAL OKURYAZARLIK EĞİTİMİNE İHTİYAÇ VAR
Dijital çağın beraberinde getirdiği ekran bağımlılığı ve zararlı içeriklerin aile içi iletişimi olumsuz etkilediği belirtildi. Bildirgede, ebeveynlerin sistematik dijital okuryazarlık eğitimi alması gerektiği ifade edildi. Hedeflenen kültürel değerlere uygun olarak alternatif dijital içerikler geliştirilmesi gerektiği ifade edildi.
Bildirgede, çocuklarla iletişimde sert, yargılayıcı ve buyurgan bir tutum yerine, şefkat, empati ve karşılıklı anlayışın ön planda tutulması gerektiği vurgulandı. Bunun yanı sıra, gençlerin inanç ve değer sistemlerinin yalnızca yasaklarla değil, ikna edici ve kapsayıcı yöntemlerle desteklenmesi gerektiği belirtildi.
EĞİTİM SİSTEMİ VE AİLE HUKUKUNA İLİŞKİN ÖNERİLER
Sonuç bildirgesinde, mevcut 12 yıllık zorunlu eğitim uygulamasının, gençlerin meslek edinme ve evlilik süreçlerini geciktirdiği öne sürüldü. Bu çerçevede, gençlerin daha erken hayata atılmalarını destekleyecek yeni bir eğitim sisteminin oluşturulması önerildi. Aynı zamanda, aile içindeki anlaşmazlıklarda boşanmanın son çare olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilerek, aileyi koruyacak yasal düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi talep edildi.
Ayrıca, eşler arasındaki uyuşmazlıkların çözümüne yönelik 'aile arabuluculuğu' ve 'aile hakemliği' mekanizmalarının hukuksal ve işlevsel bir çerçeveye kavuşturulması gerektiği belirtildi.
ÜNİVERSİTELERDE 'AİLE ENSTİTÜLERİ' KURULMASI ÖNERİLDİ
Aile ve neslin korunmasına yönelik çok disiplinli bilimsel araştırmaların hızlandırılması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda, üniversiteler bünyesinde bağımsız 'Aile Enstitüleri'nin kurulması önerildi. 2025 yılının 'Aile Yılı' ve 2026-2035 döneminin 'Aile ve Nüfus 10 Yılı' olarak ilan edilmesinin, aileyi güçlendirmek açısından önemli bir fırsat sunduğu ifade edildi.
Kamu kurumlarının ise eşgüdüm ve ortak akıl doğrultusunda hareket etmesi gerektiği belirtildi.
FİLİSTİN AİLESİNİN YAŞADIĞI ACILAR EN AĞIR BOYUTLARDAN BİRİ
Bildirgenin final kısmında, aileyi ve insan doğasını korumanın yalnızca İslam dünyasının değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğu olduğu vurgulandı. Nikâh, mahremiyet, iffet, sadakat, anne-babalık ve evlat hakkı gibi temel kavramların Kur’an ve sünnet merkezli bir anlayışla yeniden ele alınması gerektiği ifade edildi. Bununla birlikte, Filistin’de yaşanan soykırım altında ailelerin acılarına da dikkat çekildi.
Savaş ve zulüm altında bulunan ailelerin hayatta kalması, çocukların korunması ve neslin devamının sağlanması amacıyla İslam dünyası ve uluslararası topluma somut adımlar atma çağrısında bulunuldu.