Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Fransa'da lise öğrencilerinin protestoları çatışmaya dönüştü

Fransa'da lise öğrencilerinin eğitim sistemi ve yetersiz kaynaklar nedeniyle başlattığı protestolar sokak çatışmalarına yol açtı.

DÜNYA 20.10.2026 11:04 Haber Editörü 302 okuma Okuma Süresi: 7 dk
Fransa'da lise öğrencilerinin protestoları çatışmaya dönüştü
Paylaş:
N

Fransa, lise öğrencilerinin yetersiz öğretmen kadrosu, kalitesiz okul binaları ve işlevselliğini yitirmiş eğitim sistemi nedeniyle başlattığı protestolarla sarsılıyor. Öğrencilerin üç haftadan fazla süredir okullarda düzenlediği abluka ve gösteriler, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Başbakan Gabriel Attal hükümetinin soruna çözüm üretememesi nedeniyle sokak çatışmalarına dönüştü.

Özellikle düşük gelirli bölgelerdeki okulların yetersiz personel ve kötü bakım koşullarıyla karşı karşıya kaldığını belirten öğrenciler, eğitim için daha fazla kaynak talep ediyor. Taleplerine yanıt alamayan öğrencilerin protestolarına toplumun farklı kesimlerinden destek gelmesi ve polisin eylemcileri dağıtmak için uyguladığı sert müdahaleler, olayların büyümesine ve şiddet içermesine neden oldu.

Fransa'nın Paris, Lyon, Lille ve Strasbourg gibi pek çok kentinde protestolar sırasında araçlar ateşe verildi ve sokaklar karıştı. Hafta sonu boyunca Fransız polisi, Paris'te 855, Marsilya'da 101, Lyon'da 199 ve ülke genelinde toplamda 2 bin 400 kişiyi gözaltına aldı. Yetkililer, binlerce iş yerinin hasar gördüğünü veya yağmalandığını bildirdi.

Cumhurbaşkanı Macron, protestoların radikal aşırı sol gruplardan kaynaklandığını ve aralarına çok sayıda suçlunun katıldığını öne sürdü. Lise ve üniversite öğrenci örgütleri, bu hafta yeni gösteri çağrıları yaptı. Ulusal Lise Öğrencileri Koordinasyon grubu, gençleri sokaklara davet ederek abluka ve gösterilerin devam etmesi için destek çağrısında bulundu.

Ayrıca, 2018 yılında sosyal adaletsizliklere karşı ortaya çıkan Sarı Yelekliler hareketi de “Macron gitmeli” sloganıyla ülke genelinde protestolar düzenleyeceklerini duyurdu. Yaşanan şiddet olayları, Fransa'nın geçtiğimiz on yıl içinde en çok sarsan ayaklanmalarından biri olarak nitelendiriliyor.

Uzmanlar, protestoların yarattığı tahribatın 2018’deki Sarı Yelekliler eylemleriyle karşılaştırılabilecek büyüklükte olduğunu belirtiyor. 2018'de akaryakıt vergisi artışına karşı başlayan hareket, Macron hükümetine karşı birçok gösteriye sahne olmuştu. Öte yandan, Haziran 2023'te Paris yakınlarında polisin 17 yaşındaki bir genci öldürmesi, ülke genelinde huzursuzluklara yol açmış, göstericiler dükkanları yağmalamış ve kamu binalarını ateşe vermişti.

Bu olaylarda binlerce kişi gözaltına alınmış, yüzlerce kişi yaralanmıştı. POLİS ŞİDDETİ ELEŞTİRİLİYOR Son zamanlardaki eylemlerde, öldürücü olmadığı iddia edilen el bombaları ve diğer toplumsal olaylara müdahale araçlarının kullanımı nedeniyle polis, ciddi eleştirilerin odağı haline geldi.

Avrupa Birliği verileri, protestocuları bu denli ağır bir şekilde yaralayan başka bir ülkenin bulunmadığını ortaya koyuyor. Yetkililer, şiddet olaylarının sorumluluğunu aşırı sol radikallere ve fırsatçı suçlulara atfetmekte. Ancak uzmanlar, aşırı solcu olarak tanımlanan grupların bu kadar büyük bir şiddet eylemi gerçekleştirebileceğini düşünmüyor.

Fransız istihbaratına göre, bu dağınık yapıya sahip radikallerin sayısı yaklaşık 3 bin kişi civarında ve resmi bir çatı örgütleri bulunmamakta. MACRON, HÜKÜMETİN TAVIZSİZ TUTUMUNU VURGULADI Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, hükümetin protestoculara karşı kararlı bir yaklaşım sergileyeceğini ifade etti.

Valilerin, işletmeleri ve kamu binalarını korumak amacıyla gerekli tüm önlemleri alacaklarını, bunun içine toplanmaların yasaklanmasının da katıldığını belirtti. Ayrıca, yetkililer gerektiğinde bölgesel sokağa çıkma yasakları uygulama kararı aldı.

Paris’in iki bölgesinde ve Lille kentinde sokağa çıkma yasağı ilan edilirken, Paris’teki yasak, ayaklanmaların meydana geldiği Place de la République (Cumhuriyet Meydanı) ve yağmalara uğrayan alışveriş bölgesi Les Halles'e girişleri kapsıyor. Aynı zamanda, saat 20.00’dan itibaren toplanmalar ve gösteriler de yasaklandı.

Limoges kentinde meydana gelen bir yangın, 19. yüzyıldan kalma belediye binasını neredeyse tamamen yok etti. Savcılara göre, bu tür cezai vakaların çoğu; mala zarar verme, şiddet eylemi gerçekleştirmek amacıyla kurulan gruplara katılma ve polise saldırı suçlarını içeriyor. AYAKLANMA AVRUPA'NIN DİĞER ÜLKELERİNE DE SIRA GİDİYOR

Artan yakıt maliyetleri, eğitim sistemindeki sıkıntılar, azalan kamu hizmetleri ve konut sorunları, Avrupa'da sonbahar döneminde gerçekleşecek protestolar için zemin hazırlıyor. Fransa'nın ardından İtalya ve Arnavutluk gibi ülkelerin büyük kentlerinde de kalabalıklar, sistemi ve hükümetin beklentilerini karşılayamamasını protesto etmek için sokaklara döküldü.

İspanya ve Portekiz'de ise yüksek kira bedelleri ve konut maliyetlerine karşı düzenlenen konut krizi protestoları kapsamında kurulan çadır kampları hâlâ aktif durumda. İspanya’daki Deusto Üniversitesi’nden sosyoloji profesörü María Silvestre, Avrupalı gençlerin güçlü bir belirsizlik hissi ve kontrol kaybı yaşadıklarını belirtti.

Belirli koşullar bir araya geldiğinde, bu hoşnutsuzluğun harekete geçmesine neden olacak bir kıvılcım aniden ortaya çıkabiliyor. Fransa'daki liselilerin sokağa çıkmasının ardından artan protesto hareketi, İspanya'da 87 yaşındaki bir kiracının zorla tahliye edilmesiyle başlayan protesto hareketine benzerlik gösteriyor.

Ekonomi gazetesi Expansión'ın analizine göre, İspanya'da asgari ücret 1.221 avro seviyesindeyken, 80 metrekarelik bir dairenin ortalama aylık kirası yaklaşık 1.130 avro civarında seyrediyor. Madrid'de ortalama kiraların, asgari ücretin yaklaşık yüzde 90'ını bulması, İspanya'daki ekonomik zorlukları gözler önüne seriyor. Ancak Madrid'in durumu, İstanbul'a kıyasla daha iyi bir tablo sunuyor.

İspanya'da, yalnızca konut sorunları değil, eğitimle ilgili sıkıntılar da protesto gösterilerinin artmasına neden oluyor. Geçen hafta, ilköğretim ve ortaöğretim öğretmenleri, daha iyi maaş ve çalışma koşulları talebiyle Madrid'de süresiz grev başlattı. Benzer taleplerle, diğer İspanyol bölgelerinde de memnuniyetsiz öğretmenler iş bırakma eylemleri gerçekleştirmişti.

Bu gelişmelerin ardından, iktidardaki İspanya Sosyalist Partisi, erken seçim kararı alarak ülkenin 29 Kasım'da sandığa gideceğini duyurdu. Portekiz'de de İspanya'daki konut protestolarına benzer eylemler gerçekleşti. Ülkenin en büyük şehirleri Lizbon ve Porto'da on binlerce kişi, yaşam maliyetlerinin hızlı bir biçimde artışını ve derinleşen konut krizini protesto etti.

Bu durum, merkez sağ hükümet üzerindeki baskının artmasına yol açtı. Protestocular, düşük gelirlerin konut giderlerini ve hayat pahalılığını karşılayamadığını, bu durumun Avrupa Birliği ve NATO üyesi bir ülkede pek çok bireyin geçim sıkıntısı çekmesine neden olduğunu belirtti. İtalya'da ise protestolar hız kazandı.

“Italia in Piazza” (İtalya Sokaklarda) adını taşıyan hareket, daha iyi istihdam, sağlık hizmetleri, eğitim, konut imkânları ve yüksek ücret taleplerini dile getiren binlerce katılımcıyı bir araya getirdi. İtalya'nın Torino ve Bologna şehirlerinin yanı sıra finans ve moda merkezi Milano'da da şiddetli olaylar yaşandı.

Milano'da maskeli protestocular, polisle çatıştı, iş yerlerini yağmaladı ve çeşitli mülkleri ateşe verdi. Milano polisi, iki gün süren olaylar boyunca, çoğu reşit olmayan 271 kişinin gözaltına alındığını ve 14 güvenlik görevlisinin yaralandığını bildirdi.

“17 Ekim Hareketi” adı altında bir grup, İtalya genelindeki şehirlerde her cumartesi günü saat 15.00'te gösteri yapmak üzere sürekli bir seferberlik başlattığını duyurdu. Arnavutluk ise Fransa'dan sonra en şiddetli sokak eylemlerinin görüldüğü ülkeler arasında yer almakta.

Tiran'da bir haftadan fazla süredir devam eden hükümet karşıtı protestolar, lise ve üniversite öğrencilerinin, Sosyalist Başbakan Edi Rama'nın istifasını talep eden geniş kapsamlı Flamingo hareketine katılmalarıyla daha da tırmandı. Rama, protestocuları ideolojiye dayalı ve radikalleşmiş olmakla suçlayarak eleştirdi. Flamingoların doğal yaşam alanından adını alan bu hareketin ana talepleri, yolsuzluğun sona ermesi yönünde.

Bu bölge, Rama hükümetinin, Trump'ın damadı Jared Kushner ile ilişkilendirdiği büyük ölçekli bir lüks turizm projesine onay verdiği bir alan olarak öne çıkıyor. Arnavutluk'taki halk, Trump'ın kızı ve damadının ülkenin doğal varlıklarını tahrip ederek bir otel inşa etmesine karşı duruyor.

Protestocular, aynı zamanda sağlık hizmetleri, eğitim ve kamu emeklilik sistemlerinin güvence altına alınmasını da talep etmektedir. Sırbistan'da, yaklaşık iki yıldır kitlesel yolsuzluk karşıtı gösterilere öncülük eden üniversite öğrencileri, eski popülist lider Aleksandar Vucic'in parlamento seçimleri aracılığıyla tekrar iktidara gelme çabasına karşı mücadele ediyor. Eski otoriter lider, 25 Ekim tarihindeki oylamada başbakan olmayı hedefliyor.

Gençlerin desteklediği Öğrenciler Listesi (Students’ List) partisinin, Vucic'in partisiyle oldukça yakın bir yarış içerisinde olduğu düşünülüyor, bu durum ise seçim sonuçlarının belirsizliğini artırmakta ve şiddet olayları endişesini tetiklemektedir. Fransa, İtalya ve İspanya gibi Avrupa Birliği'nin önemli ekonomileri kritik seçimlere yaklaşırken, şehirler adeta savaş alanına dönüşmüş durumda.

Almanya'da aşırı sağcı parti Alternatif için Almanya (AfD), eyalet seçimlerinde ardı ardına kazançlar elde ediyor ve genel anketlerde ilk sırada yer alıyor. Benzer bir durum, diğer Avrupa ülkelerinde de yaşanabilir. Tüm bu gelişmeler, Avrupa'nın Ukrayna'ya verdiği destekle yalnız kaldığı zor bir dönemde gerçekleşmektedir.

Bir taraftan Rusya, NATO ülkelerine yönelik artan hibrit saldırılardan sorumlu tutulurken, diğer yandan Donald Trump'ın Vladimir Putin'e yönelik uzlaşmacı tavırları dikkat çekiyor. Bunun yanında Trump, bu protesto süreçlerinin sebeplerini göçmenlere atfetmekte. Ancak tüm sürece genel bir bakış yapıldığında, asıl sorunun toplumla devlet arasındaki karşılıklı güvenin zedelenmesi olduğu açık.

Devletin ve toplumun güven algısının sarsılması, devletlerin politikalarının gelir adaletsizliğini artırması gibi temel problemler, geçim sıkıntısı, barınma sorunları ve eğitim sorunları gibi meselelerin ortaya çıkmasına neden olmakta; bu da toplumun gelecek perspektifini olumsuz etkilemektedir. Hükümetlerin öncelikleri ile toplumların ihtiyaçlarının çelişmesi, Avrupa'daki şehirleri huzursuzluk merkezlerine dönüştürmüştür.

Yaklaşan seçimlerin bu huzursuzluğu ne ölçüde azaltacağı ise kısa süre içerisinde belli olacak.

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Özgür Özel, Akın Gürlek'e 750 bin lira tazminat ödeyecek
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Özgür Özel, Akın Gürlek'e 750 bin lira tazminat ödeyecek
WhatsApp
İhbar Hattı