Yemen merkezli Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar, özellikle son günlerde Suudi Arabistan'ın başkenti ve kritik havalimanları çevresinde yoğunlaşarak devam ediyor. İran destekli Husilerin gerçekleştirdiği saldırılar, Riyad destekli Yemen hükümetinin karşı hamleleri sırasında meydana geldi.
Cumartesi günü Husilerin düzenlediği bir füze saldırısı, Riyad'ın uluslararası havalimanını hedef aldı; bu saldırıda 13 insan hayatını kaybederken, yüzlerce kişi de yaralandı. Pazar günü yaşanan başka bir saldırıda ise bir kişi öldü, yaklaşık on kişi yaralandı. Güvenlik kameralarındaki görüntüler, Cumartesi'deki saldırının gerçekleştiği esnada insanların siper almaya çalıştığını gösteriyor.
Ayrıca, Pazartesi günü Riyad'da patlama sesleri duyuldu. Saldırı sonrası elde edilen görüntüler, Suudi Arabistan’ın başkentinin 35 kilometre kadar kuzeyinde bulunan bir havalimanındaki terminal binalarının durumu hakkında bilgiler veriyor. Husilerin gerçekleştirdiği bu saldırılar, son haftalarda Suudi Arabiya'nın havalimanlarına, petrol tesislerine ve tankerlerine yönelik artan saldırılar arasında en büyüğünü temsil ediyor.
İlk bakışta bölgedeki çatışmalar yalnızca Arap Yarımadası ile sınırlı gibi görünse de, bu durum yakıt fiyatlarını artırarak uluslararası enflasyon üzerinde etkili oluyor. Bu da ABD Başkanı Donald Trump'ın, Kasım ayında gerçekleşecek ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin zafer kazanmasını sağlamada karşılaşabileceği zorlukları artırıyor.
Enerji fiyatlarının Amerikan vatandaşları için makul bir seviyenin üzerine çıkmaması gerektiğini savunan Trump, artan yakıt maliyetlerini kontrol altında tutabilmek için Rusya'dan 300 bin ton dizel satın aldı. Husilerin bu saldırıların zamanlaması, kısmen fırsatçı bir yaklaşım sergilerken, aynı zamanda bölgedeki çatışmaların dinamiklerinden de kaynaklanıyor.
Husiler, bu yılın başlangıcında ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı çatışmanın dışına çıkmayı tercih etmişken, son dönemde stratejik öneme sahip alanları ele geçirerek bölgedeki petrol ve gaz ihracatına yönelik kritik bir güzergâh olan Babülmendep Boğazı üzerinde kontrol sağlamış durumda.
Suudi Arabistan destekli Yemen hükümeti ve yerel müttefikleri, geçen hafta Husileri Babülmendep'ten geri püskürtmek ve diğer Husi mevzilerine saldırmak için geniş çaplı bir karşı saldırıya girişti. Yemen'deki BM destekli hükümeti ve ona bağlı güçleri destekleyen Suudi Arabistan, Husilerin saldırılarının hedefi haline gelmiş durumda.
Krallığın, uluslararası entegrasyon ve ekonomik geleceği açısından kritik öneme sahip olan petrol altyapısı ve başkent havalimanı gibi önemli tesislere yönelik saldırılar, Riyad'ın stratejik tercihlerinin sonuçlarını acı bir biçimde gözler önüne seriyor.
Bu tür saldırılar, İran’ın uzun süre boyunca Husileri destekleyerek bölgedeki güç ve nüfuzunu artıran İslamcı ve sertlik yanlısı grupların koalisyonu olan direniş ekseninin bir parçası olmasına katkı sağlıyor.
HUSİLERİN YENİ TEHDİDİ
Husilerin Kızıldeniz ve Suudi Arabistan'a yönelik yeni tehditleri, Tahran ve müttefiklerinin küresel petrol ve gaz arzı üzerindeki etkisini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu durum, ABD'nin son dönemdeki baskısına da bir tepki niteliği taşıyor. Son zamanlarda Suudi Arabistan'a yapılan saldırılar, krallığın son on yılda yaşadığı en ölümcül olaylar arasında yer alıyor.
Bu saldırılar, Suudi sivil havacılığında yıllardır görülen en büyük aksaklıklara neden olarak Avrupa ve Asya'daki havayolu şirketlerini seferlerini askıya almaya zorladı. Riyad, finans merkezindeki işletmelere çalışanlarına uzaktan çalışma talimatı verirken, okullardan bu hafta çevrimiçi eğitime geçmelerini talep etti. Ayrıca, başkentte düzenlenen ve büyük ilgi gören bir konferansta üst düzey enerji yöneticilerinin programdan çıkarılması gündeme geldi.
Suudi Arabistan, uzun yıllardır Orta Doğu ve ötesindeki çatışmalara dolaylı olarak müdahil olsa da, son zamanlarda şiddet olayları krallığın kendi topraklarına sıçramaya başladı ve bu durum yöneticilerin uzun süredir kaçınmaya çalıştığı bir gerçeği ortaya koyuyor.
ORDUYA YATIRIM VE ZORLUKLAR
Son yıllarda Suudi Arabistan, ordusuna ciddi yatırımlar gerçekleştirdi ve silahlanmaya en fazla harcama yapan sekizinci ülke konumunu elde etti. Ancak Husi saldırılarını durdurmak oldukça güç hale geldi. Bunun nedeni, Suudi hava savunma sisteminin gelişmiş olmasına rağmen, ülkenin geniş yüzölçümü nedeniyle tam kontrol sağlanamamasıdır.
Bazı analistler, İsrail hava savunma sistemlerinin bile geçen yıl Ben Gurion Uluslararası Havalimanı'na yönelen bir balistik füzeyi durdurmada başarısız olduğunu vurguluyor. Husilerin düşük maliyetli onlarca drone ile düzenlediği saldırılar, Suudi hava savunma sistemlerinin kullandığı füzelerin yüksek maliyetleri ile birleşince, bu sistemlerin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.
Husilere karşı misilleme yapmak ya da bu grubun saldırı potansiyelini etkisiz hale getirmek için önleyici bir adım atmak oldukça güç. ABD'nin 2025 yılındaki hava saldırısı, kısmen İran'ın sağladığı danışmanlık ve yatırımlar sayesinde son yıllarda büyük ölçüde güçlenen bu milis grubunun kapasitesini yok etmenin zorluğunu gözler önüne serdi.
Husiler, gerçekleştirdikleri eylemlerin cevap hakkı ilkesine dayandığını ve Yemen'deki kontrol ettikleri bölgelerdeki Suudi saldırılarına karşı bir yanıt verdiklerini ifade ediyor.
İKİ TARAFTAN DA SONA ERME SİNYALİ YOK
Her iki taraf da saldırıları durdurma yönünde herhangi bir işaret vermiyor. Suudi Arabistan ile Mekke Anlaşması olarak bilinen Ortak Savunma Anlaşması imzalayan Türkiye, bu anlaşma çerçevesinde Suudi Arabistan ve Pakistan ile güvenlik işbirliği kurmuş durumda. Türkiye, Husilerin saldırılarını kınadığını açıkladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Suudi Arabistan'a gerekli askeri desteğin sağlanması çağrısında bulundu.
ABD'DEN AÇIKLAMA
ABD Başkanı Trump, saldırıların derhal durdurulması gerektiğini belirtti. Husileri İran destekli bir tehdit olarak gören İsrail'in, Suudi Arabistan'a Washington aracılığıyla ilettiği Yemen'deki Husilerle ilgili çatışmaya müdahil olma talebi ise Riyad tarafından geri çevrildiği iddia ediliyor.