Netanyahu'nun yeniden hükümet kurması durumunda, kritik faktörlerden biri kazanacağı milletvekili sayısı kadar, aşırı sağdaki Smotrich ve Ben-Gvir'e olan ihtiyacı olacaktır. Bu iki ismin etkinliği, sadece oy oranlarından değil, hükümeti ayakta tutan ortaklar olmalarından kaynaklanıyor. Koalisyonun varlığını sürdürebilmesi için verilen tavizler, Filistinliler açısından yeni yerleşimler, mali baskılar ve daha katı güvenlik uygulamaları olarak kendini gösteriyor.
Bu nedenle seçim sonrası pazarlıkların odak noktası, maliye, güvenlik ve Batı Şeria’daki idari yetkilerin kimler tarafından kontrol edileceği gibi konular olacaktır. Netanyahu’nun aşırı sağ talepleriyle siyasi varlığını sürdürmesi, radikal politikaların hükümetin kenarında yalnızca birer çıkış olarak görülmesini engelliyor.
Sorun, başbakanın ortaklarına yeterince sınır koyamamasıyla kalmıyor; iktidarını sürdürmek için oluşturduğu koalisyon yapısı, Filistinlilere yönelik baskının devamından siyasi olarak besleniyor. Gadi Eisenkot, Naftali Bennett veya Yair Lapid gibi isimlerin yer alacağı alternatif bir yönetim, bu bağımlılığı azaltabilir. Ancak daha öngörülebilir bir hükümet ile barışa yönelik bir hükümet arasında önemli bir mesafe bulunmaktadır.
İsrail siyasetinin merkezinin sağa kaydığı günümüzde, muhalefet Netanyahu’nun hedeflerinden ziyade, bu hedeflere ulaşırken yarattığı diplomatik maliyetleri ve yönetim tarzını eleştirebiliyor. Diplomatik kaynaklar, Netanyahu’nun halefinin benzer araçlarla benzer çıkarlar gözetebileceği ve Rouzbeh Parsi’nin stratejik devamlılık vurgusunun bu durumu işaret ettiği değerlendirmesinde bulunuyor.
Böyle bir hükümet, Batılı başkentlerle ilişkileri onarabilir ve daha ölçülü bir dil benimseyerek bazı aşırı uygulamaları sınırlandırabilir. Ancak Filistinlilerin siyasi haklarını erteleyen ana yaklaşım devam ederse, ortaya çıkacak sonuç işgalin sona ermesinden ziyade uluslararası alanda daha kolay savunulabilir bir hale gelmesi olabilir.
Gazze’deki temel müzakere noktası, yıkılan binaların yeniden inşasında hangi kaynakların kullanılacağı değil, kurulacak hayatın kimin denetiminde olacağı üzerinde şekilleniyor. Netanyahu sonrası uluslararası yeniden inşa çabalarına daha açık, Filistinli bir idari yapıyı kabul etmeye eğilimli bir hükümetin oluşması mümkündür.
Ancak İsrail’in askeri müdahale yetkisini sınırsız tutma isteği ve Filistinli yöneticilere yalnızca hizmetlerin yürütülmesi sorumluluğu verilmesi, bu modelin meşruiyet kazanmasını zorlaştırabilir. Hamas’ın silahsızlandırılması, güvenliğin kim tarafından sağlanacağı ve Gazze’nin siyasi geleceği birbirleriyle bağlantılıdır. İsrail, bu soruları kendi güvenlik taleplerine tabi kılarsa, yeniden inşa süreci sürekli olarak askıya alınabilen bir baskı aracı haline dönüşebilir.
Gazze’nin geleceğini yalnızca insani yardım ve teknik idare meselesi olarak ele almak, Filistinlilerin kendi geleceklerini belirleme hakkını bir kez daha müzakere masasının dışına itecektir. Batı Şeria’da ise tehlike, yalnızca bir gün ilan edilebilecek resmi ilhak kararından ibaret değildir.
Yerleşimlerin genişlemesi, yerleşimci şiddeti ve Filistin Yönetimi’nin mali kaynaklarının azalması, toprak üzerindeki kontrolün kalıcı hale gelmesiyle sonuçlanan bir durumu işaret ediyor. Diplomatik kaynaklar, yerleşimcilere sağlanan yardım ile Filistin Yönetimi’nin gelir kaybının birleşmesinin, zaten zayıf olan yönetim ve siyasi yapıyı daha da güçsüzleştirdiğini belirtiyor.
Bu durumun ağır sonuçları arasında, Filistinlilerin günlük yaşamının sürdürülemez hale gelmesi ve yerinden edilme baskısının artması bulunuyor; böyle bir ortamda gerçekleşen göçlerin özgür bir tercih olarak değerlendirilmesi yanıltıcıdır.
YENİ HÜKÜMETİN GERÇEK SINAVI
Yeni bir hükümetin asıl sınavı, yalnızca şiddet olaylarını azaltmak değil, bu şiddeti doğuran yerleşim ve denetim politikalarını değiştirmek olacaktır. Filistin devletinin kurulması için uygun coğrafi ve siyasi zemin giderek daralırken, kullanılan ılımlı ifadeler, sahada yaşanan kayıpları telafi edemez.
Ürdün için Batı Şeria’nın istikrarsızlaşması ise yalnızca diplomatik bir mesele değil, aynı zamanda ülkenin iç dengelerini tehdit eden bir durumdur.
EKONOMİK SIKINTILAR VE KİMLİK SORUNLARI
Filistinlilerin Ürdün Nehri’nin doğusuna kitlesel olarak itilme olasılığı, ekonomik zorluklarla birlikte kimlik, temsil ve siyasi istikrar sorunlarını da daha karmaşık hale getirebilir. İsrail’in Filistin Yönetimi’ni zayıflatma çabalarının Ürdün üzerindeki etkilerini göz ardı etmesi, komşusuyla olan barış ilişkilerine zarar vermektedir.
Amman, Washington üzerinden baskı yapma, uluslararası diplomatik ve hukuki girişimlere yönelme veya İsrail’le ilişkilerinin bazı yönlerini yeniden gözden geçirme seçeneklerini değerlendirebilir; ancak bu seçeneklerin her birinin sınırlamaları ve maliyetleri bulunmaktadır.
NETANYAHU'NUN SONRASI
Bu nedenle, Ürdün açısından Netanyahu’nun yerine kimin geçeceğinden ziyade, Batı Şeria’da yerinden edilme ve kurumsal çöküşü önleyecek somut adımların atılıp atılmayacağı daha kritiktir. İsrail’in güvenlik hesaplarını komşusunun istikrarını riske atarak yapması, bölgesel düzeni içten çürütmektedir. Mısır’ın kaygısı ise Gazze’de yaşanan insani ve güvenlik krizinin Sina Yarımadası’na sıçramasıdır.
GAZZE'NİN NÜFUS YAPISI VE MÜSAADE
Mısır açısından Filistinlilerin sınırın ötesine itilmesi, geçici bir barınma sorunu olarak değerlendirilemez; bu durum Gazze’nin demografik yapısını, Filistin meselesinin geleceğini ve Mısır’ın güvenlik yükümlülüklerini kalıcı olarak etkileyebilir. Mısır’ın arabuluculukta ve yeniden inşada merkezi bir rol talep etmesi, hem bölgesel gücünü koruma hem de sınırlarının hemen ötesindeki gelişmeler üzerinde etkin olma ihtiyacıyla ilişkilidir. Daha esnek bir İsrail hükümeti, bu diplomasiye zemin hazırlayabilir.
İSRAİL'İN STRATEJİSİ
Ancak, İsrail Gazze üzerindeki askeri kontrolü sürdürdüğü sürece insani ve idari yükü Mısır’a ve diğer aktörlere devrediyorsa, dengeli bir düzenin oluşması mümkün olmayacaktır. Kahire’nin karşılaştığı temel sorun, Filistinlilerin kendi topraklarında kalmalarını güvence altına alan bir çözümü desteklerken, İsrail’in yarattığı krizin sonsuz yöneticisi durumuna düşmemektir.
İran ve Hizbullah konusundaki seçim sonrası daha güçlü bir devamlılık beklentisi için de nedenler bulunmaktadır. İsrail'in önde gelen siyasi çevreleri, İran'ın ve ona bağlı güçlerin askeri yeteneklerini zayıflatma konusunda genel bir uzlaşı içerisinde. Ancak, bu konuda farklılıklar daha çok güç kullanma zamanlaması, kapsamı ve ABD ile iş birliği konularında ortaya çıkıyor.
Diplomatik kaynakların değerlendirmelerine göre, Tahran, Netanyahu'nun başarısızlığını olumlu karşılayabilir, ancak bu durumun İsrail'in stratejisinde köklü bir değişim yaratmayacağı öne sürülüyor. Ayrıca, kaynaklar, İsrail'in İran ile devam eden çatışmalarda Washington'a rol verme arzusunu, kapalı kapı anlaşması olarak değil, Amerikan faktörünün önemini vurgulayan bir siyasi yorum olarak görmek gerektiğini belirtiyor.
BÖLGESEL TEHLİKE
Bölge açısından risk, İsrail'in her yeni askeri müdahaleyi, bir sonraki tehdidi önleme bahanesiyle sürekli hale getirmesi olarak değerlendiriliyor. Lübnan, Suriye ve İran'a yönelik politikalar için diplomatik kısıtlamalar olmadığı sürece, Netanyahu sonrası dönemde daha ılımlı bir dilin, daha güvenli bir Ortadoğu'yu sağlamayacağı ifade ediliyor.
Washington ve diğer Batılı ülkeler için en basit tercih, Netanyahu'nun ayrılışını yeterli bir değişim olarak görüp yeni hükümetle hızlı bir normalleşmeye yönelmek olabilir.
İTİBAR KAYBI
Buna karşın, İsrail’in yaşadığı itibar kaybını yalnızca Netanyahu'nun sert üslubu ile açıklamak, Gazze'deki işgal ve tahribatın yanı sıra Filistinlilerin haklarının sistematik olarak göz ardı edilmesini gözden kaçırır. ABD kamuoyundaki bazı gruplardaki desteğin azalması, lider değişikliği ile otomatik olarak geri dönmeyebilir. Seçim sonrası uluslararası baskının azalması, yeni hükümetin politikalarını değiştirmeden diplomatik kazanç elde etmesine imkan tanıyabilir.