İsrail merkezli Jerusalem Post gazetesinde 3 Ekim'de yayımlanan Jonathan Spyer imzalı analizde, Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine ilişkin önemli değerlendirmeler yapıldı. “Çarpışma rotası: İsrail ve Türkiye karşı karşıya mı geliyor?” başlıklı analizde, Spyer, iki ülke arasındaki gerilimin artık yalnızca diplomatik söylemlerden ibaret olmadığını ifade etti.
Bölgenin stratejik açıdan kritik noktalarında Türkiye ile İsrail'in çıkarlarının giderek daha fazla çatıştığını ileri süren Spyer, bu çatışmanın Suriye, Doğu Akdeniz, Kudüs, Batı Şeria, Kızıldeniz-Afrika Boynuzu gibi alanlarda yoğunlaştığını belirtti. İsrailli analist, bu alanların birbirinden bağımsız krizler olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayarak, ortaya çıkan durumun geniş bir bölgesel güç mücadelesine işaret ettiğini savundu.
Spyer, iki ülkenin çıkarlarının bu bölgelerde giderek daha fazla karşı karşıya geldiğini belirtti ve oluşan dinamiği 'sıfır toplamlı' olarak nitelendirdi. Analizin başlangıç noktası ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun son hamlesi oldu.
Spyer, Netanyahu'nun İsrail Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dairesi'ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) kullanılmak üzere hukuki bir dosya hazırlanması talimatı verdiğini aktardı. İsrail basınındaki haberlere dayanan iddiaya göre, bu dosyanın Türkiye'nin Kürt nüfusuna yönelik politikaları ile Ankara'nın Hamas'la iddia edilen ilişkileri üzerine kurulması planlanıyor.
Spyer, bu durumun büyük bir hukuki sonuç doğurmasının beklenmediğine de dikkat çekti. Ancak analiste göre asıl önemli nokta, İsrail'in ilk kez Kürt meselesini Türkiye’ye karşı bir baskı aracı olarak kullanmaya yönelmesi. Bu hamle, Ankara ile Tel Aviv arasında gelişmekte olan bir 'hukuk savaşı'nın parçası olarak değerlendirildi.
Spyer'a göre, Türkiye-İsrail rekabetinin askeri çatışma riskini en fazla barındıran alanı ise Suriye. Analizde, Ankara'nın Şam'daki yeni yönetimin askeri kapasitesinin geliştirilmesinde önemli bir rol oynadığı belirtilirken, İsrail'in özellikle Suriye hava savunmasının Türk desteğiyle yeniden kurulması ihtimalinden rahatsız olduğu öne sürüldü.
İsrail açısından temel mesele, İran'a karşı gerektiğinde operasyon yapabilmek için Suriye hava sahasındaki hareket serbestisinin korunması. Spyer, 18 Ağustos'ta Ebu Zuhur Hava Üssü'ne düzenlenen saldırıyı bu çerçevede değerlendirerek, saldırının İsrail'in Suriye'deki kırmızı çizgileri koruma iradesinin bir göstergesi olduğunu savundu.
Analizde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Şam ziyareti sırasında İsrail'i “Suriye'nin istikrarına yönelik en büyük potansiyel tehdit” olarak nitelendirdiği açıklamasına da dikkat çekildi.
DOĞU AKDENİZ'DE REKABET
Spyer'ın işaret ettiği ikinci önemli rekabet alanı Doğu Akdeniz. Türkiye'nin 2019'da Libya ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması üzerinden Ankara ile İsrail'in bölgesel hedeflerinin kesiştiği savunuldu. Yazar, Türkiye-Libya anlaşmasının Girit ve Rodos gibi Yunan adalarının deniz yetki alanlarına ilişkin Yunanistan’ın tezleriyle çatıştığını belirtti.
Bunun, İsrail, Güney Kıbrıs ve Yunanistan arasındaki enerji projelerini etkilediği öne sürüldü. Özellikle üç ülkenin elektrik şebekelerini birbirine bağlaması planlanan denizaltı enerji kablosu, Türkiye ile İsrail arasında yeni bir gerilim alanına dönüşebilecek başlıklardan biri olarak gösterildi.
KIZILDENİZ VE AFRİKA BOYNUZU
Spyer'a göre, Türkiye-İsrail rekabetinin en yeni cephelerinden biri de Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu. Analizde, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız devlet olarak tanıdığı ve Babülmendep'in karşı kıyısındaki Husi faaliyetlerini takip etmek amacıyla burada askeri üs kurmayı planladığı belirtildi.
Türkiye'nin ise Somaliland'ın bağımsızlığına karşı çıktığı, Somali'nin başkenti Mogadişu'da büyük bir askeri eğitim üssü bulundurduğu ve Somali açıklarında petrol ve doğal gaz arama anlaşmaları imzaladığı hatırlatıldı. Bu gelişmeler, Afrika Boynuzu'nu Ankara ile Tel Aviv arasındaki rekabet sahalarından biri haline getirdi. Spyer, analizinin sonunda son üç yılda Ortadoğu'daki güç dengesinin önemli ölçüde değiştiğini savundu.
İran liderliğindeki bölgesel ittifakın zayıfladığını belirten Spyer, ABD'nin bölge üzerindeki etkisinin azaldığını ve bunun Türkiye gibi bölgesel güçlere nüfuz alanlarını genişletmek için yeni fırsatlar sunduğunu ifade etti. İsrailli analiste göre, Türkiye-İsrail rekabeti artık geçici bir diplomatik kriz olmaktan çıkmış, Ortadoğu'nun şekillenmekte olan yeni jeopolitik düzeninin önemli unsurlarından biri haline gelmiştir.
Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde Ankara ile Tel Aviv arasındaki sürtüşmenin daha da artacağı öngörülüyor.