Yarın sandık başına gidecek olan İsrailliler, ülkelerinin en uzun süre görevde kalan başbakanı Binyamin Netanyahu'nun iktidarını sürdürmesi gerekip gerekmediği sorusuyla yüzleşecek. Son yıllardaki hemen her seçim, Netanyahu etrafında bir referandum gibi geçerken bu kez birçok seçmen, alacakları kararın daha önce hiç olmadığı kadar kritik olduğunu düşünüyor.
Bu seçim, yalnızca ülkenin yönetim şeklinin belirleneceği bir oylama değil, aynı zamanda İsrail'in yönünü de tayin edecek bir süreç olarak öne çıkıyor. 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen ve tarihin en ölümcül güvenlik açığı olarak değerlendirilen saldırıdan sonra yapılan ilk genel seçim olma özelliği taşıyan bu seçim, Gazze'ye yönelik saldırılar ve bölgedeki diğer çatışmaların etkisinin hissedildiği bir dönemde gerçekleşiyor.
Bu süreç, İsrail'in uluslararası arenada daha da yalnızlaşmasına sebep oldu. Pek çok seçmen için bu seçim, 7 Ekim'deki yönetim başarısızlıklarını sorgulamak ve çatışma sürecinde ülkeyi kimin yönetmesi gerektiğine dair bir değerlendirme yapma fırsatı sunuyor. Ayrıca, artan askerlik yükünün kimin sorumluluğunda olacağına da karar vermek için kritik bir dönem olarak görülüyor.
NETANYAHU VE HÜKÜMETİ
Görev süresini doldurmaya yaklaşan Netanyahu yönetimi, uzun bir zaman sonra dört yıllık görev süresini tamamlayan ilk hükümet olma özelliği taşıyor. Netanyahu, İsrail'i daha önce hiç olmadığı kadar milliyetçi ve dini bir ideolojiye yönlendiren aşırı sağcı ve ultra-Ortodoks koalisyonlara dayanarak bu dönemi geçirdi.
Yüksek Mahkeme ve diğer denetim mekanizmalarını zayıflatmayı hedefleyen yargı reformunu uygulamaya çalışan Netanyahu, yolsuzluk iddiaları nedeniyle yargılanan ilk başbakan olarak dikkat çekti. Bu yargı reformu girişimleri, 2023 yılında ülke genelinde büyük protestolarla karşılandı. Yarın gerçekleştirilecek olan seçimler, İsrail'in bu yolda devam edip etmeyeceği veya bir yön değişikliği yapıp yapmayacağı konusunda belirleyici olacak.
SEÇİM SONUÇLARI NE OLACAK?
İsrail'deki koalisyonların kurulma şekli nedeniyle, seçim sonuçlarının ne olacağının netleşmesi uzun zaman alabilir. Anket sonuçları, hem Netanyahu'nun koalisyonunun hem de muhalefetin oyların çoğunluğunu alma ihtimalinin düşük olduğunu gösteriyor. Bu durum, mevcut siyasi krizin yeni bir krize dönüşmesine yol açabilir.
İsrailliler, bireysel adaylar yerine parti listelerine oy veriyor. Milliyet, din, etnik köken ve ideolojik farklılıklar göz önüne alındığında, bu durum birçok partinin seçimlere katılmasına imkan tanıyor. Bu seçimde 37 farklı liste yarışmakta.
Ancak yalnızca %3,25'lik seçim barajını aşabilen partiler, Knesset'teki 120 sandalyeden pay alabiliyor. Anketler, 11 ila 13 partinin bu barajı geçebileceği yönünde işaretler taşıyor. İsrail'deki seçimlerde en büyük iki siyasi müttefik, Başbakan Benjamin Netanyahu'nun liderlik ettiği sağcı Likud ile Gadi Eisenkot'un önderlik ettiği yeni merkezci Yashar partisi olarak öne çıkıyor.
Eisenkot, Netanyahu'nun en önemli rakibi konumunda. Kanal 12'nin gerçekleştirdiği son kamuoyu anketine göre, Eisenkot'un partisinin 23 milletvekili çıkaracağı, Likud'un ise 21 sandalye kazanacağı tahmin ediliyor. Diğer anket şirketleri ise farklı tahminlerde bulunuyor.
Netanyahu yanlısı Kanal 14'ün anketinde, Likud'un 30 sandalye çıkarması, Eisenkot'un ise yaklaşık 20 sandalye kazanması öngörülüyor. Başbakanlık için kimin daha uygun olduğu yönünde yapılan karşılaştırmalarda, Eisenkot'un Netanyahu'yu geride bıraktığı görülüyor.
HÜKÜMET KURMAK İÇİN 61 SANDALYEYE İHTİYAÇ VAR
Seçimlerde en yüksek oy alan parti olmak, iktidarı kazanmak açısından yeterli değil. Başbakanlık görevini üstlenmek için 61 sandalye gerekmekte ve geçmişte hiçbir parti bu çoğunluğu tek başına elde edememiştir. Bu nedenle seçim gecesi, siyasi durumun yalnızca bir kısmını ortaya koymaktadır.
Asıl mücadele, haftalar veya aylar sürebilen koalisyon müzakereleri sırasında yaşanıyor. Çoğu anket, Likud ile Bezalel Smotrich ve Itamar Ben-Gvir liderliğindeki iki aşırı sağcı parti ve iki ultra-Ortodoks partisinin oluşturduğu Netanyahu ittifakının 49 ila 55 sandalye kazanabileceğini tahmin ediyor. Ancak bu sayı, hükümet kurmak için gerekli olan 61 sandalye hedefinin altında kalıyor.
Güçlü görünmesine rağmen, muhalefet kendi içinde ciddi bir bölünme yaşamaktadır. Eisenkot'un sağında, eski başbakan Naftali Bennett ve eski Savunma Bakanı Avigdor Liberman'ın partileri, solunda ise Yair Golan liderliğindeki Demokratlar Partisi yer alıyor. Bennett ve Liberman, Eisenkot'a destek vermediklerini ifade ediyor ve her ikisi de başbakanlık hedeflerini sürdürüyor.
Kamuoyu yoklamalarına göre, muhalefet tarafından kurulacak alternatif bir hükümetin, büyük olasılıkla Arap partilerinin desteğine ya da bu partilerin oylarda çekimser kalmalarına ihtiyaç duyacağı belirtiliyor. Ancak bazı muhalefet liderleri, Arap partileriyle iş birliği yapmayacaklarını duyurdu.
Bu durum, hiçbir tarafın net bir çoğunluğa sahip olmadığı bir siyasi çıkmaza yol açabilir; azınlık hükümeti, ulusal birlik hükümeti veya bir yeniden seçim olasılığı gündeme gelebilir.
SEÇİM SONUCUNU NELER DEĞİŞTİREBİLİR?
Anketler, hiçbir ittifakın rahat bir çoğunluk elde edemeyeceğini öngördüğünden, seçim sonuçları küçük farklarla şekillenebilir. Özellikle hangi küçük partilerin yüzde 3,25'lik seçim barajını aşacağı ve baraj altında kalan partilere ne kadar oy verileceği, sonuçları etkileyen kritik unsurlar arasında yer alıyor. Barajı aşamayan partilere verilen oylar, parlamentoda sandalye kazanılmasına katkı sağlamayacak.
Seçimlerin katılım oranı da kritik bir unsur olarak öne çıkıyor. Birkaç bin oy, bir partinin tamamen parlamentonun dışında kalmasında ya da parlamentoya girmesinde belirleyici rol oynayabilir. Bu oylar, iki ittifak arasındaki çıkmazı çözebilecek olan kilit partinin belirlenmesine yardımcı olarak siyasi dengeleri değiştirebilir.
Özellikle Arap seçmenlerin katılım düzeyi büyük önem taşıyor. İsrail nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini oluşturan Filistinli İsrail vatandaşları, geleneksel olarak genel seçmen ortalamasının altında bir katılım sergiliyor. 2022 seçimlerinde Arap seçmenlerin katılım oranı yüzde 53,2 iken, ülke genelindeki katılım oranı yüzde 70,6 olarak kaydedilmişti. Araştırma şirketleri, bu seçimde Arap seçmenlerin katılım oranının yüzde 60'ı geçmesini öngörüyor.
Böyle bir artış, barajı aşmak için gerekli olan oy sayısını artırarak küçük partilerin parlamentoya girmesini zorlaştırabilir. SEÇİM DÜNYANIN GERİ KALANI İÇİN NE ANLAMA GELİYOR? İsrail'in Gazze'ye yönelik şiddetli saldırıları, Lübnan ve İran'daki çatışmalar, ülkenin diplomatik durumunu son yılların en zayıf seviyesine indirdi.
Netanyahu, Gazze'de işlediği savaş suçları nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan bir tutuklama emri ile karşı karşıya. Bu nedenle, tutuklanma riskinin bulunmasından ötürü Avrupa ülkelerine seyahat etmekten kaçınıyor. ABD Başkanı Donald Trump, seçim öncesi Netanyahu'ya destek sundu.
Bununla birlikte, ABD kamuoyundaki genel durum, Netanyahu için oldukça olumsuz. Pew Araştırma Merkezi tarafından Mart 2026'da gerçekleştirilen bir anket, katılımcıların yüzde 60'ının İsrail'e olumsuz bir bakış açısına sahip olduğunu gösterdi. Ayrıca, katılımcıların yüzde 59'u Netanyahu'nun uluslararası meselelerde doğru kararlar alabileceğine çok az ya da hiç güvenmediğini ifade etti.
Öte yandan, Birleşik Krallık, Fransa ve Kanada gibi bazı ülkeler, Filistin devletini tanıdı; İsrail yerleşimlerine ve yerleşimci şiddetiyle bağlantılı kişi ve kuruluşlara yönelik yaptırımlar ve ticari kısıtlamalar uygulamaya koydu. Ben-Gvir ve Smotrich de şahsen yaptırımlara maruz kalmış durumda ve birçok Batı ülkesinde seyahat yasağı ile karşı karşıyalar.
Netanyahu hükümetinin yeniden seçilmesi durumunda uluslararası baskının artması bekleniyor. Eisenkot'un ya da başka bir muhalefet liderinin önderliğindeki yeni bir hükümet, en azından başlangıç aşamasında gerilimi bir ölçüde azaltabilir. Artan şiddete karşı daha kararlı adımlar atılması, bazı Avrupa hükümetleri ve ABD'deki Demokrat Parti ile ilişkilerin yeniden iyileşmesine olanak tanıyabilir.
Ancak bu durumun genel eğilimi değiştirmesi beklenmiyor. Özellikle muhalefet liderlerinin, İsrail'in güvenlik ve dış politikasında köklü değişiklikler yapması öngörülmüyor. Bu nedenle, yeni bir hükümet diplomatik açıdan belirli bir hareket alanı kazanabilir ancak geçmişte yaşanan sorunların yükünden tamamen kurtulması zor görünüyor.