Suudi Arabistan'ın Riyad kentinde düzenlenen toplantıya Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na taraf olan ülkelerin savunma kuvvetleri komutanları ve genelkurmay başkanları katıldı. Bu toplantıda Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye temsil edildi. Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, toplantının ardından yükümlülüklerin etkin askeri iş birliğine dönüştürülmesine yönelik ortak kararlılığın vurgulandığını duyurdu.
Açıklamalara göre, katılımcılar kolektif savunma konusundaki iradelerini yineleyerek Suudi Arabistan'ın güvenliği, egemenliği ve toprak bütünlüğünü koruma taahhüdünü ifade etti. Genelkurmay başkanları, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya bulunduğu güvenlik durumu ve tehditleri değerlendirdi. Mekke kentini ve ülkenin sivil ile ekonomik altyapısını hedef alan saldırılar da kınandı.
Toplantıda Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri'nin, vatandaşların ve ülkede bulunanların güvenliğini sağlama yönündeki hazırlıkları ve profesyonellikleri takdirle karşılandı. Üç ülkenin silahlı kuvvetleri arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi; istihbarat paylaşımı, askeri koordinasyon ve kabiliyetlerin entegrasyonu konuları görüşüldü. Bu adımların caydırıcılığı artırması ve kolektif savunmayı güçlendirmesi hedefleniyor.
Katılımcılar ayrıca, ülkelerin halklarıyla silahlı kuvvetleri arasındaki derin ilişkilerin ve karşılıklı güvenin önemini vurguladı. New York'ta gerçekleştirilen '100. Yıla Girerken Türkiye-ABD İlişkileri' panelinde, Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarının Mekke Anlaşması'nın ilk sınavı olup olmadığı soruldu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, salondaki eski ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey'e ordudaki görev başlangıcını sordu.
Jeffrey, yaklaşık 50 yıl önce göreve başladığını belirtti. Fidan, ardından NATO'nun 5. maddesinin ne zaman devreye alındığına dair soru yöneltti; salondan 'yalnızca bir kez' yanıtı geldi.
Fidan, bunun üzerine NATO'nun 5. maddesinin 11 Eylül saldırılarından sonra yalnızca bir kez uygulandığını hatırlatarak, yeni oluşturulan Mekke İttifakı'nın Yemen'deki on yıllık kriz üzerinden başarısız olarak değerlendirilmesinin adil olmadığını savundu.