Bugün Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünü kutlarken, Türkiye'nin sanayileşme serüveninde otomotiv sektörünün kaydettiği ilerleme, gurur verici bir başarı olarak öne çıkıyor. 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte başlayan gelişim süreci, Türkiye'yi otomobil montajı yapılan küçük atölyelerden, dünya çapında tanınan markalara üretim yapan büyük tesislere taşımıştır.
Türkiye, Devrim otomobili ile mühendislik becerilerini sergilerken, Anadol markasıyla yerli üretimin kapılarını aralamıştır. Ayrıca, Tofaş ve Oyak Renault yatırımları ile üretim kapasitesini artırarak, günümüzde Togg ve elektrikli otomobil projeleriyle yeni bir aşamaya geçmiştir.
OTOMOTİV TARİHİNE GÖZ ATALIM
Cumhuriyet'in ikinci yüz yılına girdiğimiz bu dönemde, Türk otomotiv sanayisinin hedefleri arasında sadece araç üretimini artırmak değil, aynı zamanda küresel rekabette ve yeni teknolojilerde daha güçlü bir konum elde etmek de bulunmaktadır.
Türkiye'de otomobil üretimi, Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar gitmektedir. 1929'da Ford Motor Company ile hükümet arasında yapılan bir anlaşma sonucunda, İstanbul Tophane'de bir otomobil fabrikası açılmıştır. Bu tesiste yaklaşık 450 kişi çalışmakta ve günde 50 civarında araç üretimi gerçekleştirilmekteydi. Ancak aynı yıl içinde patlak veren Büyük Buhran, dünya ekonomisi gibi otomotiv sektörünü de olumsuz etkilemiştir.
Bu nedenle, İstanbul'daki Ford fabrikasında üretim 1934 yılında durdurulmuştur. Otomotiv sanayisindeki bir sonraki önemli gelişme, 1955 yılında gerçekleşmiştir. Tuzla'daki Türk Willys Overland tesisinde Jeep montajı yapılmaya başlanmıştır. İlerleyen yıllarda burada kamyon montajı da gerçekleştirilmiştir.
İLK ORTAKLIK VE DEVRİM PROJESİ
1960 yılına gelindiğinde ise Ford, Koç Grubu ile ortaklık kurarak Türkiye'deki üretime yeniden başlamıştır. Bu ortaklıkla, Otosan fabrikasında Ford Consul otomobilleri ve Thames kamyonlarının montajı yapılmıştır. Ayrıca, Türkiye otomotiv tarihinin en ilgi çekici projelerinden biri 1961 yılında gerçekleştirilmiştir.
O dönemde Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in direktifleriyle Eskişehir Devlet Demiryolları Fabrikası'nda yerli bir otomobil geliştirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır. Türk mühendisler, motoru dahil olmak üzere Devrim otomobilini sadece 135 günde tamamlamayı başarmış ve bu araç 29 Ekim 1961 Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına yetiştirilmiştir. Ancak, Devrim'in Ankara'daki tanıtımı sırasında yaşanan yakıt krizi, projenin başarısını gölgede bırakmıştır.
Cumhurbaşkanı Gürsel’in bulunduğu otomobilin yakıtı biterek durmuştur ve bu olay, projenin akılda kalıcı bir detayı haline gelmiştir. Ne yazık ki Devrim, seri üretime geçememiştir ancak yine de Türkiye'nin kendi mühendislik kabiliyeti ile otomobil yapabileceğini kanıtlamış ve tarihi bir öneme sahip olmuştur. Devrim'in ardından, Türkiye'nin otomobil üretimi açısından önemli bir dönüm noktası 1966 yılında gerçekleşti.
Otosan tarafından tasarlanan Anadol, ülkenin seri olarak üretilen ilk yerli otomobil markalarından biri olarak piyasaya sürüldü. Model, İngiliz Reliant firmasının prototip çalışmalarından ve Ford'un mekanik bileşenlerinden faydalanılarak geliştirilmişti. Kendine özgü fiberglas gövdesi ile döneminin diğer otomobillerinden ayrıştı.
1984 yılına dek üretim sürecine devam eden Anadol, toplamda 93 binin üzerinde bir üretim rakamına ulaştı. Aynı dönem içerisinde Türkiye'de ticari araç üretimi de hız kazandı. Mercedes-Benz ortaklığıyla kurulan Otomarsan, otobüs üretimi gerçekleştirmeye başlarken, MAN’ın Türkiye’deki tesisleri kamyon üretimine odaklandı.
Böylelikle otomotiv sektörü, yalnızca binek otomobillerle sınırlı kalmayıp, ticari araç üretimini de kapsayan daha geniş bir yapıya sahip oldu.
BURSA OTOMOTİV SANAYİSİNİN MERKEZİ OLDU
1960'ların sonlarına doğru atılan iki önemli adım, Türkiye'nin otomotiv üretiminde önemli bir dönüşüm yarattı. 1968 yılında Koç Grubu ile Fiat ortaklığında Tofaş kuruldu. Bir yıl sonra Oyak-Renault'nun kuruluşu gerçekleştirildi. Her iki firma, 1971'de Bursa'daki fabrikalarında seri üretime geçiş yaptı.
Tofaş, bantlarından Murat 124 modelini indirirken, Oyak-Renault ise Renault 12 üretmeye başladı. Bu yatırımlar, Bursa'nın Türkiye otomotiv sanayisinin en önemli merkezlerinden biri haline gelmesini sağladı. Zamanla Tofaş, Murat 131, Doğan, Şahin, Kartal, Tempra, Palio, Albea, Fiorino, Doblò, Linea ve Egea gibi birçok modeli üretmeye devam etti.
Oyak Renault ise farklı nesillerde Renault modellerini Türkiye'de üreterek iç pazar ve ihracat için önemli bir üretim merkezi haline geldi.
1990'LARDA JAPON VE KORELİ ÜRETİCİLER GELDİ
Türkiye'nin otomotiv sanayisinde uluslararası yatırımların hızlandığı bir diğer dönem ise 1990'lı yıllar oldu. Japon otomobil üreticisi Toyota, Sakarya'daki tesisinde Corolla üretmeye başladı. 1997 yılında Honda, Gebze'deki fabrikasında Civic modelinin üretimine geçerken, aynı yıl Hyundai de Assan ortaklığıyla İzmit'teki tesisinde Accent ve H100 modellerinin üretimini gerçekleştirdi.
Bu yatırımlar, Türkiye'nin yalnızca iç pazar için otomobil üreten bir ülke olma konumundan çıkarak, uluslararası üreticilerin küresel tedarik ve ihracat ağlarına dahil olmasını hızlandırdı. İlerleyen yıllarda Türkiye'deki otomotiv fabrikaları, farklı pazarlara yönelik modellerin üretiminde daha fazla sorumluluk almaya başladı. Üretim sürecine Ar-Ge, mühendislik ve ürün geliştirme faaliyetleri de entegre edildi.
Türkiye'nin yerli otomobil geliştirme çabasında yeni bir evre, 2018'de Türkiye'nin Otomobili Girişim Grubu'nun (Togg) kurulmasıyla başlamıştır. 2019 yılında ilk prototiplerin tanıtılmasıyla birlikte, 29 Ekim 2022'de Gemlik'teki fabrikasında seri üretim aşamasına geçilmiştir. İlk model olan T10X, 2023 yılında tüketicilerle buluşmuştur. Marka, daha sonra T10F modelini tanıtarak ürün yelpazesini genişletmiştir.
T10F'nin tanıtımıyla birlikte, markanın ihracatına da başlanmıştır. Almanya'da satışlarına başlanan Togg, ilerleyen süreçte Avrupa'nın çeşitli pazarlarına ulaşmayı hedeflemektedir. 2027 yılında ise Togg'un üçüncü modeli T6X'in piyasaya sürülmesi beklenmektedir.
Togg'un ortaya çıkışı, Türkiye'nin elektrikli otomobil geliştirme ve üretme hedefleri açısından kayda değer bir adım olmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan otomotiv üretim yolculuğu, bu yeni nesil teknolojilerle sürdürülmektedir.
ELEKTRİKLİ OTOMOBİL ÜRETİMİ YAYGINLAŞIYOR
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Türkiye otomotiv sektörünün gündeminde elektrikli araç yatırımları yer almaktadır. Bu alandaki son gelişmelerden biri Hyundai'nin İzmit tesisinde yaşanmıştır. Güney Koreli otomotiv üreticisi, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde Ioniq 3 modelinin seri üretimine başlayarak Türkiye'de elektrikli otomobil üreten ikinci firma olmuştur.
250 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirilen projede ilk aşamada yıllık 30 bin elektrikli otomobil üretilmesi planlanmaktadır. Hyundai'nin İzmit fabrikasında gerçekleştirilen dönüşüm, Türkiye'nin küresel otomotiv üreticilerinin elektrikli araç stratejileri içindeki rolünün de arttığını göstermektedir. Elektrikli otomobil üretimi ile birlikte batarya, yazılım, elektronik sistemler ve yeni nesil mühendislik alanları sektörün geleceğinde daha fazla önem kazanacaktır.
DOBLO BURSA'YA GERİ DÖNDÜ
Türk otomotiv sanayisinin 2026 yılında yaşanacak önemli gelişmelerinden biri ise Tofaş'ın Bursa fabrikasında gerçekleşmiştir. Koç Holding ve Stellantis ortaklığıyla 300 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin seri üretimi başlamıştır. 2000-2023 yılları arasında Bursa'da üretilen Fiat Doblò, üç yıllık bir aranın ardından yeniden Tofaş'ın üretim bandına dönmüştür.
K9 projesi dahilinde Fiat Doblò'nun yanı sıra Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Peugeot Partner modellerinin de Bursa'da üretilmesi planlanmaktadır. Yıllık 100 bin araçlık kapasite hedeflenen projede yaklaşık bin kişilik istihdam ve yüzde 50 yerlilik oranı beklenmektedir. Tofaş, 2034 yılının son çeyreğine kadar K9 projesi kapsamında yaklaşık 660 bin araç üretmeyi amaçlamaktadır.
Bu yatırım, Türkiye'nin hafif ticari araç üretiminde Avrupa'nın önemli merkezlerinden biri olma statüsünü koruması açısından büyük önem taşıyor.
OTOMOTİV İHRACATI 41.5 MİLYAR DOLARA ULAŞTI
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde az sayıda araç üreten Türkiye, günümüzde otomotiv sanayisini ihracat açısından en önemli sektörlerinden biri haline getirdi. Otomotiv Sanayii Derneği'nin (OSD) verilerine göre, 2025 yılında Türkiye'de toplam 1 milyon 419 bin 464 araç üretildi.
Aynı yıl, otomobil üretimi 872 bin 538 adet olarak kaydedilirken, toplam otomotiv ihracatı 1 milyon 57 bin 920 araca ulaştı. Bu sektördeki 2025 yılı ihracat geliri ise 41.5 milyar dolar olarak belirlendi ve böylece ihracatta yeni bir rekor elde edildi.
Türkiye'de otomotiv üretiminin yaklaşık yüzde 75'inin ihracata yönelik olması, sektörün küresel üretim ve tedarik zincirleriyle olan bağlantısının önemini vurguluyor. Bugün Türk otomotiv sanayisinin geldiği aşamada yalnızca araç üretim rakamları değil, aynı zamanda mühendislik, Ar-Ge, tedarik sanayisi ve yeni model geliştirme yetenekleri de belirleyici unsurlar arasında yer alıyor.
İKİNCİ YÜZYILIN SINAVI AVRUPA
Türk otomotiv sanayisi, Cumhuriyetin ikinci yüzyılında önemli bir değişim sürecinden geçmekte. Elektrikli araçlar, batarya teknolojileri ve yeni nesil üretim yatırımları, sektörün geleceğini etkileyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Avrupa Birliği'nin yeni üretim politikaları ise Türkiye için önemli bir gündem maddesi oluşturuyor.
Özellikle Avrupa'da tartışılan Made in EU düzenlemesi, Türkiye'nin küresel otomotiv endüstrisindeki pozisyonunu doğrudan etkileyebilecek gelişmeler arasında bulunuyor. Almanya ve Fransa'nın Avrupa üretimine öncelik verilmesi yönündeki anlaşmalarının ardından, Türkiye'nin yeni düzenlemede kapsam dışı kalma olasılığı gündeme geldi.
Avrupa Birliği ile yaklaşık 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisi bulunan Türkiye, otomotiv üretiminde Avrupa'nın en önemli tedarik merkezlerinden biri olmasına rağmen, henüz önerilen kapsamda yer bulabilmiş değil. Bu durumun ardından hem kamu hem de özel sektörde, Türkiye'nin yeni üretim kurallarının dışında bırakılmaması için çabalar hızlandırıldı.
Henüz netleşmeyen Made in EU düzenlemesinin nasıl şekilleneceği, Türkiye'deki otomotiv fabrikalarının gelecekteki yeni model ve yatırım kararları açısından kritik bir öneme sahip. Cumhuriyetin ilk yıllarında kısıtlı imkanlarla başlayan otomotiv üretim süreci, bugün Türkiye'yi dünya çapında önemli üreticilerin yatırım yaptığı, yaklaşık 2 milyon araçlık üretim kapasitesine sahip bir sanayi merkezi haline getirdi.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılında, Türk otomotiv sanayisinin en büyük hedefi, yalnızca mevcut üretim kapasitesini korumak değil, aynı zamanda yeni teknolojilerde ve küresel rekabette daha fazla söz sahibi olmaktır.