2027-2029 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program (OVP) doğrultusunda, Türkiye yerli enerji kaynaklarının aranması ve üretimini teşvik etmeyi planlıyor. Bu çerçevede, enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve depolama kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Uygulanacak stratejiler ile, kritik mineraller, enerji ve madencilik teknolojilerinde yerli üretim ile Ar-Ge faaliyetlerinin güçlendirilmesi sağlanacak.
Kritik ve stratejik mineraller alanında ithalat bağımlılığının azaltılması ve yerli üretimin desteklenmesi amacıyla yeni mevzuat düzenlemeleri yapılması öngörülüyor. Ayrıca, temiz kömür teknolojileri çerçevesinde yerli kömürün gazlaştırılması, karbon yakalama ve depolama faaliyetleri ile birlikte ileri teknolojilerde karbon ürünleri üzerine araştırma geliştirme çalışmaları yoğunlaşacak.
MADENCİLİK SEKTÖRÜNDE YERLİ TEKNOLOJİ GELİŞTİRİLECEK
Enerji ve madencilik alanlarında kullanılan kritik teknoloji ve ekipmanların geliştirilmesine yönelik Ar-Ge ve Ür-Ge çalışmalarına önem verilecek. Madencilik sektöründe, Ar-Ge odaklı yerli teknoloji ve ürünlerin geliştirilmesi teşvik edilecek. Yüksek katma değerli bor ürünlerinin üretim ve satışlarının artırılması üzerinde çalışılacak ve nadir toprak elementlerinin ekonomiye kazandırılması sağlanacak.
KIRŞAN: KRİTİK MADENLER STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Türkiye Madencilik Meclisi Başkanı İbrahim Halil Kırşan, OVP’de enerji dönüşümü ve dijitalleşme açısından kritik madenler ile nadir toprak elementlerine özel önem verilmesinin gerekliliğini vurguladı. Kırşan, “Kritik madenler, mineraller ve nadir toprak elementleri, arz güvenliği bakımından ulusal güvenlik ve jeopolitik bir konu haline gelmiştir” diye belirtti.
Kırşan, ayrıca bütçede stratejik önceliklere ek kaynak ayrılmasıyla ilgili maden aramaları konusunda Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) yatırımlarının yüzde 139 artırılmasının ülkenin maden potansiyelinin açığa çıkarılması açısından önemli bir gelişme olduğunu ifade etti. OVP’de madencilik sektörünü etkileyen en kritik maddenin, ithalat bağımlılığının azaltılması ve yerli üretimin desteklenmesi için mevzuat düzenlemelerinin yapılması olduğunu vurguladı.
Bunun yanında, petrol, doğal gaz ve madenlerde yurt içinde ve dışında arama ile üretimin artırılması ve rezervlerin yüksek katma değerle ekonomiye kazandırılması hedefleniyor. Kırşan, bu yaklaşımın madencilik endüstrisi açısından önemli bir zihniyet değişimi anlamına geldiğini vurguladı.
Karar vericilerin madenciliği, yalnızca yeraltındaki kaynakların çıkarılması olarak değerlendirmekle kalmayıp, aynı zamanda kritik mineral arz güvenliği, teknoloji, sanayi ve ulusal ekonomik güvenlik açısından stratejik bir değer zinciri olarak algılamaları gerektiğini belirtti.
Bu olumlu bakış açısının, yatırım, finansman, rafinasyon ve nihai ürün politikalarıyla somutlaşması gerektiğini ekleyen Kırşan, sözlerini şu şekilde sürdürdü: Kritik mineral stratejisi, kamu-özel sektör ve üniversiteler arasında iş birliği temelinde oluşturulmalı ve Türkiye'nin madencilik politikası sanayi ve teknoloji politikaları çerçevesinde ele alınmalıdır. Hedefimiz, ham cevher ihracatını, yüksek katma değerli ürünlerin ihracatına dönüştürmektir.
Bunun için, Orta Vadeli Program (OVP) çerçevesinde mevzuat düzenlemeleri yapılması gerektiğini hatırlatan Kırşan, Türkiye'nin Ulusal Kritik Mineraller Strateji Belgesi'nin hazırlanması ve Kritik Mineraller Başkanlığı'nın kurulması çalışmalarının bir an evvel başlatılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye'nin, güçlü bir maden potansiyeli ve köklü bir madencilik kültürü barındırmasına karşın, madenlerin işlenmesi, saflaştırılması ve yüksek teknolojili ürünlere dönüştürülmesi süreçlerinde sınırlı kaldığına dikkat çekti. Kırşan, bu durumun, yüksek katma değerin çoğunluğunun yurtdışında oluşmasına neden olduğunu kaydetti.
Bununla birlikte, Türkiye'nin enerji dönüşümü, otomotiv ve savunma sanayisindeki artan yerli üretim gücünün, bu minerallerin işlenmesi için geniş bir iç talep yaratma potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Ayrıca, Türkiye'nin rekabet avantajının yalnızca jeolojik kaynakları ile sınırlı kalmadığını, sanayi, lojistik ve jeopolitik konumunun da bu süreçte önemli rol oynadığını ifade etti.
Kırşan, yapılması planlanan yasal düzenlemeler ve oluşturulacak yeni yapının, Türkiye'nin maden potansiyelini açığa çıkaracağını savundu. Böylece, Türkiye sanayisinin arz ve talep doğrultusunda mineral ve metal gereksinimlerinin gerçek anlamda belirlenmesine yardımcı olunacak ve çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine uygun madencilik projeleri geliştirilecektir.
Ayrıca, konuyla ilgili küresel gelişmelerin ve gereken adımların zamanında planlanacağı, yerel sanayinin entegrasyonu açısından kritik olan kamu-özel sektör ve üniversite iş birliklerinin bu yapı üzerinden daha verimli hale geleceği öngörülmektedir. Türkiye'nin yeni sanayi politikası, kritik mineralleri sadece bir hammadde olarak değil, teknoloji ve sanayi ekosisteminin temel bileşeni olarak değerlendirmelidir.