Yıl 1958'in aralık ayının son günlerinde, İstanbul Davutpaşa'da yaşanan bir cinayet kısa sürede şehrin gündemini sarstı. Olayın gerçekleştiği benzin istasyonu, eski Yeşilköy asfaltı üzerinde yer alıyordu. İstasyonun sahibi 50 yaşındaki Enis, bölgede tanınan bir isimdi.
18 Aralık günü öğleden sonra benzin almak isteyen bir şoför, istasyonda kimseyi göremeyince bir süre beklemeye karar verdi. Fakat pompalardan hiçbir ses gelmedi. Sıkıntıyla benzin istasyonunun arkasındaki eve yönelen şoför, burada korkunç bir manzarayla karşılaştı.
Enis, kanlar içinde yerde yatıyordu. Olayın bildirilmesi üzerine güvenlik güçleri hemen bölgeye intikal etti. İlk incelemelerde Enis’in kesici bir aletle başına çok sayıda darbe alarak hayatını kaybettiği tespit edildi.
İlk gazetelerde onun başında yedi ayrı yara olduğu belirtildi. Cinayetin işleniş şekli, sıradan bir kavga olmadığını işaret ediyordu. İlk değerlendirmelere göre katil, Enis’in evine gelerek kapıyı çalmış ve açıldığında saldırıda bulunmuştu.
Ancak olay yerindeki bazı detaylar, cinayetin nedenini sorgulatıyordu. Enis’in üzerinde hala para bulunmaktaydı. Eğer katil sadece maddi kazanç için geldiyse, neden maktulün üzerindeki paranın tümünü almadı?
Bu soru, soruşturmanın başından itibaren muamma haline geldi. Hem polis hem de jandarma cinayeti araştırmaya başladı. Meslektaşları ve yakınlarıyla görüşmeler gerçekleştirildi.
Cinayetin ardında bir husumet veya eski bir hesaplaşma olup olmadığı merak ediliyordu. Ancak aile üyeleri, Enis’in bu kadar büyük bir düşmanlık yaşadığı kimse olmadığı konusunda bilgi verdiler. Yine de soruşturmanın ilk günlerinde eski bir düşmanlık ihtimali ön plana çıktı.
Enis, cinayetten kısa bir süre önce savcılığa başvurarak Necati isimli bir kişi tarafından tehdit edildiğini belirtmişti. Bu bilgi, Necati üzerinde yoğunlaşılmasına yol açtı. Necati gözaltına alındı ve kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti.
Cinayet anında Güngören köyündeki bir kahvede arkadaşlarıyla kumar oynadığını iddia etti. İfadesine göre akşam 19.00 ile sabah 06.00 arasında bu kahvedeydi. Ancak evindeki aramada dikkat çekici bir bulguya ulaşıldı.
Bir çift ayakkabı, yeni yıkanmış halde bulundu ve üzerlerinde kan lekeleri vardı. Ayakkabıların Necati’nin eşi tarafından yıkandığını söylemesi soruşturmayı derinleştirdi. Necati’nin yanı sıra daha fazla kişinin de sorgulanması gerektiği düşünülerek soruşturma genişletildi.
Toplamda dört kişi nezaret altına alındı. Ancak elde edilen veriler, bu şüphelilerle cinayet arasında kesin bir ilişki kurmaya yeterli olmadı. Dört kişi serbest bırakıldıktan sonra, Enis’in cinayetinin faali hâlâ tespit edilememişti.
Günler geçmesine rağmen, dönemin gazeteleri bu durumu manşetlerine taşıyarak, "Davutpaşa cinayeti katili bulunamadı" şeklinde yoğun eleştirilerde bulundu. İlk olarak gözaltına alınan şüpheliler elenmiş, geçmişte var olan husumet ihtimalinden de bir sonuca ulaşmak mümkün olmamıştı. Olayda, katilin kimliğine dair hiçbir açık tanık da mevcut değildi.
Cinayet, meçhul kalma riskiyle yüz yüze gelmişti. Ancak soruşturma dosyası kapatılmamıştı. Olay yeri ve Enis’in üzerinde bulunan eşyalara yeniden odaklanan ekipler, başlangıçta göz ardı edilen bir detayın durumu değiştirebileceğini fark etti.
Enis’in kolunda olması gereken saat kayıptı. Kayıp saat, Davutpaşa’dan başlayarak İstanbul'un en yoğun ticaret merkezlerinden biri olan Tahtakale’ye kadar uzanan bir soruşturma sürecinin başlangıcını oluşturacaktı. Enis cinayetindeki ilk şüphelilerden netice alınamadığı için soruşturma baştan ele alındı.
Olay yeri bulguları yeniden incelendi ve maktulün kişisel eşyaları üzerinde detaylı bir çalışma yapıldı. İşte bu dönemde, detaylardan biri dikkat çekti. Enis’in sürekli olarak taktiği saatin kaybolduğu belirlendi.
Maktulün üzerindeki paranın tamamının alınmamış olması, katilin yalnızca saati çalmış olabileceği ihtimalini gündeme getirdi. Bu durum, saatin cinayet sonrası el değiştirerek paraya çevrilme olasılığını ortaya koymayı mümkün kıldı. Polis, kayıp saati bulmak için araştırmalarını hızlandırdı. 1950’li yıllarda İstanbul’un ikinci el eşya ticaretinin önemli merkezlerinden biri Eminönü’ndeki Tahtakale’ydi.
Burada saatin yanı sıra çeşitli ürünlerin alım satımı yapılıyordu. Katilin, çaldığı saati nakite dönüştürme çabası içinde olabileceği değerlendirildi ve araştırmalar Tahtakale çevresine yoğunlaştırıldı. Saatçiler ve ikinci el eşya satan esnaflar üzerinde detaylı bir inceleme başlatıldı.
Dükkanlar, Enis'e ait saat özelliklerinin açıklanmasıyla birlikte, son günlerde bu tür bir saati satmak isteyen biri olup olmadığı yönünde sorgulandı. Soruşturmada günlerdir aranan ipucu nihayet Tahtakale’de gün yüzüne çıktı. Sabahattin adındaki bir saatçiye ulaşan ekipler, aradıkları bilgiye erişti.
Bir genç, Enis’in kaybolan saatinin özelliklerine benzer bir saati satmak istemişti. Artık polisin elinde cinayeti aydınlatabilecek ilk somut izlerden biri mevcuttu. Saatçiden, saati getiren kişinin ayrıntılı tanımı alındı.
Genç adamın yaşı, dış görünüşü, giyimi ve dikkat çeken özellikleri üzerine bilgiler toplandı. Bu elde edilen veriler bir araya getirildiğinde, araştırmanın yönü Davutpaşa’ya kaydırıldı. Zira tanım, bölgede görev yapan genç bir askeri işaret ediyordu.
Polis, Davutpaşa Kışlası’ndaki askerler üzerinde inceleme yapmaya başladı. Saatçiden elde edilen tanımlamayla, araştırılan şüpheliler karşılaştırıldı. Çember giderek daraldı ve şüpheler, karargahta görevli 21 yaşındaki er Kemal üzerinde yoğunlaştı.
Toplanılan bilgiler doğrultusunda Kemal gözaltına alındı. Soruşturmanın sona ermesi için saatin Kemal ile bağlantısının netleşmesinin yeterli olmayacağı belirtildi. Polis, çok daha kritik bir sorunun cevabını arıyordu: Kemal, Enis’i gerçekten öldürmüş müydü?
Bu kapsamda şüpheli sorguya alındı ve Kemal konuşmaya başlayınca Davutpaşa cinayetinin nedenleriyle ilgili karanlık noktalar aydınlanmaya başladı. Kemal, poliste verdiği ilk ifadede dikkat çekici bir detay paylaştı. Yaklaşık bir yıl önce o bölgede bir inşaatta çalıştığını ve Enis ile o dönemde tanıştığını ifade etti.
Sonrasında askere gittiğini ancak Enis’in kolunda bulunan saati unutmadığını belirtti. Cinayet nedenine dair ifadesinde doğrudan bir açıklama yaptı: Enis’in saatini çok beğenmiş, kendisine de böyle bir saat edinmek istemişti. Bu sebeple Enis’i öldürmeye karar vermişti.
Bu durum, cinayetin bir tartışma sonucunda gerçekleştiği ihtimalini zayıflatıyordu. Kemal’in beyanına göre, saldırı aletini önceden hazırlamıştı. Polisteki ifadesinde, cinayet günü mutfakta et kıymak için kullanılan satırı alarak paltosunun arkasında sakladığını ve Enis’in bulunduğu benzin istasyonuna gittiğini anlattı.
Işığın yandığını görünce seslendi. Daha önce tanıdığı Enis, kapıyı açarak onu içeriye aldı. Kemal, bir sandalye çekerek oturdu ve Enis ile yaklaşık yarım saat boyunca sohbet etti.
Kemal’in ifadesine göre, konuşma sırasında Enis ona mandalina ikram etmek istedi. Ancak Kemal teklifi kabul etmeyince Enis, mandalinayı geri yerine koymak için eğildi. Bu esnada Kemal, paltosunun arkasından sakladığı satırı çıkararak Enis’in başına vurdu.
Daha sonra satırla ardı ardına darbeler indirdi. Dönemin gazete haberlerinde, Enis’in başında 7 ayrı kesici alet yarası olduğu ifade edilirken, ilerleyen mahkeme haberlerinde başında 8 satır darbesi bulunduğu ve kafatasının parçalandığı kaydedildi. Kemal, polisteki ifadesinde son darbe olarak Enis’in göğsüne vurduğunu söyledi.
Enis’i öldürdükten sonra üzerini kontrol eden Kemal, cebindeki 100 lirayı alarak olay yerinden ayrıldı. Ayrıca Enis’in kolundaki saati de alarak gitti. Cinayette kullandığı satırı da paltosunun arkasına yeniden saklayan Kemal, daha sonra satırı evinin mutfağına bıraktı.
Kemal’in yakalanmasının ardından gerçekleştirilen çalışmalarda cinayet aletinin de ele geçirildiği belirtildi. Dönemin gazetelerinde, bu satırın fotoğrafı “Cinayetin aleti: Er mutfağından alınan et baltası” başlığıyla yer aldı. Böylece Enis’in kolundan alınan saatin Tahtakale’de ortaya çıkması, cinayet aletinin bulunması ve Kemal’ın detaylı ifadesiyle süreç tamamlanmış oldu.
Kemal, 22 aylık bir süreden sonra mahkeme önüne geldiğinde polisteki ifadesinden farklı bir savunma ortaya koydu. Onun yakalanması ile uzun süredir çözülemeyen Davutpaşa’da meydana gelen cinayetin sır perdesi büyük ölçüde aralanmış oldu. Tahtakale’de satmayı denediği kol saati, polisin eline geçti.
Yapılan incelemelerde bu saatin cinayette kullanıldığı belirlenmişti. Kemal, önceki ifadesinde cinayet anını detaylı bir şekilde aktarmıştı. Ancak dava mahkemeye intikal ettiğinde durum bir kez daha değişiklik gösterdi.
Mahkeme karşısına çıkınca Kemal, polisle paylaştığı bilgilerin aksine bir savunma geliştirdi. Cinayet nedeniyle idam cezası talep edilen Kemal, bu sefer Enis’i sadece kolundaki saate sahip olmak amacıyla öldürdüğünü ifade etmiyordu. Mahkemede verdiği ifadeye göre, Enis’ten bir tabanca almak istediğini iddia etti.
Bu iddiaya göre, silah için Enis’e 525 lira ödeme gerçekleştirmişti. Fakat Enis, ya tabancayı vermiş ya da aldığı parayı geri iade etmemişti. Bu nedenle aralarında bir tartışma yaşandığını öne sürdü.
Olay günü de bu konuyu görüşmek için Enis’in yanına gittiğini söyledi. Ancak buradaki savunması dikkat çekici bir noktayla devam etti. Kemal, kışladan çıkarken yanında bir satır bulundurduğunu kabul etti.
Önceden cinayeti düşündüğünü iddia etmesine karşın, Enis’in yanına giderken cinayette kullanılan satırı taşıdığını itiraf etti. Mahkemedeki beyanlarına göre, Enis ile aralarında bir tartışma yaşandı. Kemal, Enis’in kendisine yumruk attığını ve ardından bir bıçak çektiğini öne sürdü.
Sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını belirtti. Poliste verdiği ifadede satırı nasıl gizlediğini, Enis ile ne kadar süre konuştuğunu, saldırıyı hangi aşamada gerçekleştirdiğini ve cinayetten sonra ne yaptığını detaylandırmıştı; fakat mahkeme sırasında: "Ne yaptığımı bilmiyorum," diyerek kendini savundu. Yine de mahkeme önünde önemli bir delil vardı.
Enis’in kayıp kol saati... Kemal’in tutuklanmasına sebep olan en kritik delillerden biri mahkeme sırasında da gündeme geldi. Hakim, “Kol saatini neden aldın?” diye sordu.
Kemal’in yanıtı ilginçti: “Kavga sırasında saat bende kalmış olmalı...” Ancak bu saat, cinayetten sonra Tahtakale’ye kadar götürülüp satılmaya çalışılmıştı. Polisteki ilk ifadesi ile mahkemede sunduğu savunma arasındaki çelişki, dava dosyasının en önemli meselelerinden biri haline gelmişti.
Bir tarafta saate sahip olmak için cinayeti işlediğini anlatan Kemal, diğer yandan tabanca parası yüzünden çıkan bir tartışmanın ardından neler yaptığını hatırlamadığını ifade eden bir sanık olarak karşımızdaydı. Davutpaşa’daki benzin istasyonu civarında meydana gelen cinayet vakası, 1958 yılında gündeme gelmişti.
Yaklaşık 68 yıl önce, modern kamera sistemleri, cep telefonları ile kayıt cihazları, HTS analizleri ve DNA teknolojileri henüz mevcut değildi. Davutpaşa cinayeti, kriminal soruşturmalarda en küçük bir detayın bile tüm dosyanın yönünü değiştirebileceğinin çarpıcı bir örneği olarak gazete arşivlerinde yerini almıştı. Enis’in kolundan sökülen saat, katilin yakalanmasında belirleyici bir kanıt haline geldi.