Uzmanlar, iklim adaletinin sağlanması amacıyla enerji dönüşüm sürecinin işçileri ve kömür bölgelerindeki toplumsal yapıyı koruyacak şekilde planlanması gerektiğini vurguluyor. İklim değişikliği, çevresel etkilerinin yanı sıra toplumsal bir adalet meselesi olarak da karşımıza çıkıyor.
Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim krizinin toplumun farklı kesimlerini eşit biçimde etkilemediğine dikkati çekerek, iklim politikalarında “iklim adaleti” kavramının merkezde yer alması gerektiğini belirtti.
Türkeş, yoksul gruplar, açık alanda çalışan emekçiler, çocuklar, yaşlılar ve kronik rahatsızlığı olan bireylerin iklim krizinin etkilerine karşı daha savunmasız olduğunu ifade etti. CAN Europe Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz, enerji dönüşüm sürecinin çalışanları ve kömür bölgelerindeki ekonomik yapıları koruyacak şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurguladı.
İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN SONUÇLARI
Türkiye'de artan sıcaklıklar, uzayan sıcak hava dalgaları, kuraklık, aşırı yağışlar ve orman yangınları, iklim değişikliğine uyum politikalarının önemini artırmakta. Bu iklimsel gelişmelerin sosyal ve ekonomik etkileri, özellikle kırılgan gruplar üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor.
Prof. Dr. Türkeş, iklim krizinin etkilerinin gelir, yaş, çalışma koşulları ve sağlık durumu gibi faktörlere göre değiştiğini belirterek, “Kliması olmayan bir evde yaşayan yaşlı bir vatandaş ile yüksek gelir grubundaki bir kişinin etkilenme düzeyi aynı değildir. Açık alanda çalışan emekçiler, yoksullar, çocuklar ve kronik hastalığı bulunan bireyler çok daha yüksek risk altındadır.” şeklinde konuştu.
Kuraklık ile aşırı hava olaylarının gıda fiyatlarını artırarak düşük gelirli haneler üzerindeki ekonomik baskıyı çoğaltabileceğini ifade eden Türkeş, açık alanda ve korumasız koşullarda çalışan emekçilerin sıcaklık stresine en fazla maruz kalan grupların başında yer aldığını sözlerine ekledi.
ÇOCUKLAR İÇİN CİDDİ RİSKLER
UNICEF’in Haziran 2026'da yayımladığı Çocukların İklim Riskleri Raporu’na göre, dünya genelinde 1,1 milyar çocuk, en az üç örtüşen iklim tehlikesine maruz kalıyor. Kuraklık, aşırı sıcaklar ve sıcak hava dalgaları, 296 milyondan fazla çocuğun aynı anda karşı karşıya olduğu en yaygın üçlü risk kombinasyonu oluşturmakta. İklim krizinin çocukların eğitimine olan etkisi de gözlemleniyor.
UNICEF’in Eylül 2026’da yayımladığı analiz, 2025 yılında dünya genelinde 171 milyondan fazla öğrencinin eğitiminin, iklim kaynaklı tehlikeler nedeniyle kesintiye uğradığını ortaya koyuyor. Bu durum, fırtınalar, seller, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve orman yangınları gibi olayların okulların kapanmasına, derslerin askıya alınmasına ve eğitim süreçlerinin aksamalarına yol açtığını gösteriyor.
Yaşlılar da sıcak hava dalgaları ve afetler sırasında ortaya çıkan kronik hastalıklar, hareket kısıtlılıkları ve sosyal izolasyon gibi faktörler nedeniyle yüksek risk altında bulunuyor.
ADİL DÖNÜŞÜM İHTİYACI
Prof. Dr. Türkeş, iklim değişikliğiyle mücadele çalışmalarının sadece sera gazı salınımını azaltmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, enerji dönüşümünün sosyal boyutunun da önemine vurgu yaptı. Kömürden çıkış sürecinin doğru bir şekilde planlanmasının gerekliliğine işaret eden Türkeş, adil dönüşümün, çalışanların yeni ekonomik alanlara geçişini güvence altına alması gerektiği belirtti.
“Bir kömür işçisinin santral kapandığında işsiz bırakılması iklim adaleti değildir. Aynı kişinin güneş ve rüzgâr enerjisi ya da temiz teknoloji gibi alanlarda yeniden eğitilerek istihdam edilmesi, adil dönüşümün temelini oluşturur.” dedi. Katısöz, adil dönüşümün yalnızca gelecekte gerçekleştirilecek bir kömürden çıkış planı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye’de kömür sektörünün zaten küçülmekte olduğunu belirten Katısöz, bu sürecin plansız bir şekilde gerçekleşmesinin ekonomik ve sosyal maliyetlerinin işçilere ve kömür bölgelerine yüklendiğini dile getirdi. Katısöz, sorunları, Doruk Maden işçilerinin ödenmeyen maaşları için yürüttüğü mücadeleden Soma Termik Santrali’nin alıcı bulamamasına kadar yaşanan durumlarla ilişkilendirerek, plansız dönüşümün sonuçları arasında değerlendirdi.
KÖMÜR BÖLGELERİ İÇİN STRATEJİ
Türkiye'de Ulusal Adil Geçiş Stratejisi hazırlıkları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı koordinasyonunda sürdürülüyor. Bakanlığın açıklamalarına göre, strateji, iklim değişikliğinin toplumsal etkilerini kapsayıcı bir biçimde yönetmeyi amaçlıyor ve çalışmalar, 17 sektör ile 33 tema üzerinden yürütülüyor. Madencilik sektörü de süreçte yer almakta.
Katısöz, stratejinin hazırlanmasında kömür bölgelerindeki işçilerin ve ailelerinin sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji dönüşümünün yalnızca enerji üretim biçimlerinin değişikliği olarak değil, aynı zamanda istihdam, gelir kaybı ve yerel ekonomilerin geleceği açısından da ele alınması gerektiğini belirtti.
İKLİM ADALETİ MERKEZDE OLMALI
Prof. Dr. Türkeş, iklim krizine yönelik kamu politikalarının sosyal adalet anlayışıyla şekillendirilmesi gerektiğini vurguladı. Enerji verimliliğinin artırılması, yenilenebilir enerji yatırımlarının geliştirilmesi, kömürden adil çıkış, su kaynaklarının etkin yönetimi, yeşil alanların artırılması, sıcak hava eylem planlarının hazırlanması ve afetlere dirençli şehirlerin inşası gibi konular, iklim değişikliğiyle uyum sağlama noktalarında öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor.
Türkeş, bireysel davranışların da bu dönüşüm sürecinin parçası olduğunu ifade ederek, enerji ve su verimliliği, toplu taşıma seçeneklerinin tercih edilmesi ve gıda israfının azaltılması gibi adımların önemini vurguladı.
Uzmanlar, iklim krizine karşı mücadelenin sadece emisyon azaltımıyla sınırlı kalamayacağını, aynı zamanda krizden en fazla etkilenen grupları korumayı ve enerji dönüşümünün sosyal ile ekonomik maliyetlerini çalışanlar, hane halkları ve kömür bölgeleri bazında gözetmeyi gerektirdiğini belirtiyor.