İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamaya göre, 14 Ekim tarihinde saat 06.00 ile 20.00 arasında, AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne toplam 2 bin 518 ihbar ulaştı. Bu ihbarlar arasında 1.277 su baskını, 15 heyelan ve 47 mahsur kalma olayına rastlandı. İhbarlarda 808 konut, 280 işyeri ve 76 aracın etkilendiği kaydedildi.
Afet müdahale çalışmalarında 8 bin personel, 2 bin araç ve iş makinesi görev aldı. Yaşanan olaylar sonucunda iki kişinin hayatını kaybettiği bildirildi.
MİLLİ GÜVENLİK BELGESİNDEKİ İKİ KRİTİK BAŞLIK
Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde çevre sorunları, çevre kirliliği ile zararlı kimyasal maddelerin kullanımı; yeraltı ve denizaltı kaynaklarının korunmasını kapsıyor. İklim değişikliği başlığı altında ise küresel ısınma, ozon tabakasının tahribatı, asit yağmurları gibi konular sıralanıyor. İstanbul’daki sel olayı, bu başlıklar çerçevesinde iklim değişikliğinin ve çevresel risklerin şehir hayatına etkisini gösteren somut bir örnek teşkil ediyor.
Aşırı yağışların kısa sürede su baskınlarına dönüşmesi, şehirlerin altyapı durumu, yapılaşma tercihleri ve doğal su akış yollarının yanı sıra afetlere hazırlık düzeyini yeniden değerlendirme gerekliliğini gündeme getiriyor. Buradaki kritik nokta, milli güvenliğin yalnızca sınır koruma ile sınırlı olmadığıdır.
BÜYÜK ŞEHİRLERDE RİSKLER
Büyük şehirlerde meydana gelen afetler, ulaşım, enerji, haberleşme, sağlık sistemleri ve kamu hizmetlerinin sürekliliği açısından risk oluşturuyor. İstanbul'da yağışın en yüksek olduğu bölgelerden biri olan Beykoz-Ömerli’de metrekareye 193,84 kilogram yağış düştüğü bildirildi. Diğer bölgelerde ise Sarıyer-İTÜ Maslak’ta 124,72 ve Arnavutköy’de 125,9 kilogram yağış ölçüldü.
Bazı mahallelerde yollar, alt geçitler, konutlar ve iş yerleri sular altında kaldı. Bu kadar yoğun yağışlar, kentsel drenaj sistemlerinin ve dere yataklarının kapasitelerini sorgulanır hale getiriyor. Ayrıca, yoğun yapılaşma ve geçirimsiz yüzeylerin artışı, yağmur sularının toprağa sızmasını sınırlandırarak yüzey akışının artmasına sebep olabiliyor.