İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisi tarafından düzenlenen TBMM Grup Toplantısı'nda fon soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dervişoğlu, bu süreçte yaşananların yalnızca bir piyasa kazası ya da basit bir magazin hikayesi olmadığını, kapsamlı bir sorunun var olduğunu dile getirdi. Kamu otoritesinin gözleri önünde büyüyen bu durumun, denetimsizlikle beslenen büyük bir vurgun olduğunu ifade etti.
Dervişoğlu, "Bu işin faturası Hazineye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kağıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir," şeklinde konuştu. Ayrıca, konunun yalnızca paranın geri ödenmesi meselesi olmadığını, bu soygunun nasıl mümkün olduğunu sorguladı.
Parti lideri, "Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır?" diyerek, yetkiyi kötüye kullananları eleştirdi. Eğer bir kanun çıkacaksa, bunun geçmişe sünger çekmek amacıyla olmaması gerektiğini belirtti. "Bu soygun ne süngerle ne betonla ne de uyduruk gündemler üreterek unutturulamaz," diye ekledi.
Dervişoğlu, haksız kazanç elde edenlere tanınan gönüllü iade imkânını da sorguladı. "Gönüllü iade ne demek Allah aşkına? Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul öyle mi?" ifadeleriyle durumu eleştirdi.
Ayrıca, işlenen suçların karşılığının ceza olması gerektiğini vurguladı. Dervişoğlu, iktidarın yeni bir skandalın ortaya çıkması durumunda, diğer skandalları örtmek için sevindiğini belirtti. Okullarda meydana gelen saldırılara da değinerek, "Okullarımız, çocuklarımız ne olmuştur?
Meseleler halledilmiş midir?" diyerek endişelerini dile getirdi. Dervişoğlu, muhalefet olarak çeşitli sorular yöneltti. "Yahut bunları kökünden ele alacak çözümler masaya konulmuş mudur?
Velilerin, öğretmenlerin, çocukların endişesi giderilmiş midir?" ifadelerini kullanarak, mevcut sorunların çözümü için devletin daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini dile getirdi. Ayrıca, devletin değişen çağın getirdiği koşullara uyum sağlamak zorunda olduğunu vurguladı.
Sürekli sorunları tespit edip, felaket sonrasında telafi yapmanın yeterli olmadığını belirten Dervişoğlu, "Hasar alınmadan tedbir alan ve eylemde bulunan bir devlete ihtiyacımız var," diyerek, proaktif bir yaklaşımın önemine dikkat çekti.
MEKKE'YE BİR EL UZANIRSA DÜNYA YERİNDEN OYNAR
Hükümetin dış politikası üzerine eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, Mekke Ortak Savunma Anlaşması hakkında değerlendirmelerde bulundu. Bu anlaşmanın Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalandığını hatırlatan Dervişoğlu, bu ülkelerle ticari ve diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesine karşı çıkmadıklarını, ancak ekonomik ilişkilerle başka devletlerin güvenlik yükünü üstlenmenin farklı şeyler olduğunu ifade etti.
Dervişoğlu, hükümetin dış politikada yıllardır tutarsız hikayeler anlattığını belirterek, "Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Bu ittifak kime karşıdır? İsrail'e mi?
İran'a mı? ABD'ye mi? Yoksa başka bir ülkeye mi?" şeklinde sorular yöneltti.
Ortak tehdidin net bir şekilde tanımlanmadığına dikkat çeken Dervişoğlu, bir savunma ittifakının temel unsurlarından birinin bu olduğunu vurguladı. Mekke Anlaşması'nın Türkiye için sunduğu güvenlik garantisinin belirli bir somut tehdide karşılık gelmediğini savunan Dervişoğlu, olası bir kriz durumunda Türkiye'nin tutumunu sorguladı. "Yarın Suudi Arabistan, İran ile çatışırsa ne olacaktır?
Türkiye o savaşın tarafı mı olacaktır?" diye sordu. Ayrıca, tarih boyunca sınırları değişmeyen bir komşuyla başka bir ülkenin adına savaşmanın anlamını tartıştı. Dervişoğlu, dış politika tercihlerinin neden Riyad'ın önceliklerine göre belirlendiğine dair açıklama talep etti.
"Türkiye, neden sınırları, tehdidi ve nihai maliyeti belirsiz yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokulmaktadır?" şeklinde eleştirilerini sürdürdü. Sözlerini, "Bırakın bu Hâdimü’l-Haremeyn laflarını, meselenin bu olmadığını gayet iyi biliyoruz," diyerek sonlandırdı. Ayrıca, Mekke isminin anlaşmada kullanılmasının, halkın duygusal yönünden faydalanma amacı taşıdığını iddia eden Dervişoğlu, "Elimiz yüreğimizde.
Şeytan öyle bir tezgah kurar ki yarın Allah korusun Kabemizin yakınında bir bomba patlasa zaten anlaşmaya falan gerek yok, biz yerimizde duramayız," ifadeleriyle anlaşmanın ciddiyetine vurgu yaptı. Son olarak, "Kabemiz Mekke dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar," diyerek, bu konudaki hassasiyetini dile getirdi.
Orta Doğu'da ABD ve İsrail'in oluşturduğu ittifakın tuzaklarına düşmemek, kutsallarımızın bizlere verdiği bir görevdir. Müslümanların hassasiyetlerini istismar edenleri şimdiden uyarmak istiyorum. Mekke, bizim kutsalımızdır ve onu her koşulda korumalıyız.
Ancak unutmayalım ki, mesele sadece Mekke ile sınırlı değildir. O nedenle, müşriklerin düşünceleriyle hareket etmemeliyiz. Peygamber ahlakının gerekliliklerini yerine getirmek önemlidir.
ABD ve İsrail'in bu bölgeye ve yer altı kaynaklarına yönelik kurduğu tuzaklar karşısında, hükümetin bu duruma düşmemesi gerekmektedir. Amerikan ve İsrailli petrol şirketlerinin açgözlülüğünü beslememek için, bu duruma kafa tutuyormuş gibi yapmamalıyız. Müsavat Dervişoğlu, Karadeniz'de meydana gelen olayları ele alarak, Türk denizcilerinin hedef alındığını ve birçok Türk işletmeli geminin saldırıya uğradığını belirtti.
Dervişoğlu, hükümetin olaylarla ilgili yaptığı 'Temas kurduk, uyarıda bulunduk, yakından takip ediyoruz' şeklindeki açıklamalarına yanıt olarak, 'Peki sonuç? Gemiler vurulmaya devam ediyor. Türk denizcisinin canı tehlikede' dedi.
Karadeniz'de vatandaşların ve ticaretin güvenliği konusunda sürekli olarak denge, arabuluculuk ve kapalı kapılar ardında diplomasi anlatılıyor. Ancak, eğer Karadeniz'de kendi geminizin güvenliğini sağlayamıyorsanız, vatandaşlarınızın haklarını savunamıyorsanız ve kimin saldırdığını Meclis'e açıkça ifade edemiyorsanız, hangi ülkeye neyin güvenlik garantisini veriyorsunuz? Suudi Arabistan'ın güvenliğini tartışırken, Karadeniz'deki Türk güvenliği konusundaki sessizliğiniz düşündürücü.