İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Abdullah Öcalan'ın evine çıkışı hakkında, "Şehit evladı babasını özledikçe hala bu taşa sarılıyor. Şehitlerimizin anaları, babaları hala bu sıvasız evlerde yaşam mücadelesi veriyor. Onların yeri aynı ama katilini müstakil bahçeli eve aldınız, öyle mi?" şeklinde konuştu.
Dervişoğlu, partisinin Meclis'teki grup toplantısında bazı fon krizi mağdurlarının da katılımıyla konuşma yaptı. Toplantıda, parti içinde demokrasi olmadan Türkiye'de demokrasinin mümkün olamayacağına inandıklarını vurguladı. Dervişoğlu, toplumu ikiye ayırarak, "yüzde 50 artı 1" anlayışının her türlü muameleye ruhsat sayıldığına dikkat çekti.
Milletin özgürlüğünü, refahını ve mutluluğunu bir kişinin ikbaline bağlı bir sistemin değişmesi gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, "İçeride sosyal ve ekonomik güven, asayiş; dışarıda barış ve güvenliğin birlikte sağlanmasını savunuyoruz" ifadelerini kullandı. Dervişoğlu, "Bunların hiçbiri için devletin niteliklerinden, milletin şan ve şerefinden vazgeçilemeyeceğini" ifade ederek, terörle müzakereye karşı olduklarını belirtti.
Siyasete güvenin her geçen gün azaldığını da kaydetti. "Türk milleti vekil tayin ettiği siyasete karşı hep tedirgin, hep endişeli hâle geldi. Bunu anlıyorum.
Ancak bu ülkenin ilkeleriyle, ülküleriyle, değerleriyle yürüyenleri de unutmamak lazım. Bunca kötülüğün ortasında iyi kalabilenler var" diyen Dervişoğlu, Türkiye ve Türk milletinin söz konusu olduğunda geri adım atmayacaklarını vurguladı. "Edebali’nin Osman Bey’e nasihati kulaklarımda çınlıyor.
Bundan sonra öfke başkalarına, hoşgörmek bana. Güceniklik başkalarına, gönül almak bana. Bölmek başkalarına, bütünlemek bana" dedi.
Dervişoğlu, 13 asır önce Orhun Vadisi’nde kazınan bir hükmü hatırlatarak, "Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk milletinin ilini ve töresini kimse bozamaz" şeklinde konuştu. Son olarak, geçtiğimiz hafta yeni emekli olmuş bir öğretmenle yaptığı konuşmayı hatırlatan Dervişoğlu, öğretmenin, "İkramiyemi fona yatırdım. Devlet denetliyor dediler, güvendim" ifadesini paylaşarak, öğretmenin devlete olan güvenini sorguladığını aktardı.
O soruyu duyduğumda, bir öğretmenin yerine bir neslin sesini hissettim. Devletine güvenen, yasalara uyan, vergisini ödeyen ve çocuğuna ‘dürüst ol, kazanırsın’ diyen bir neslin sesi bu. Ancak, mevcut iktidar bu nesle bir mesaj verdi: Dürüst olan kaybedecektir, iktidara yakın olan ise kazanacaktır.
ÖĞRETMENİN SESİNE CEVAP VERİYORUM
Buradan, Gazi Meclis’in kürsüsünden o öğretmene ve milyonlarca vatandaşımıza sesleniyorum: Haklarınızı son kuruşuna kadar savunacağız. Sigorta şirketleri karşılık ayırıyor, emeklilik fonları zor durumda. Hala piyasa hareketi gibi davranmaya çalışıyorlar.
Asrın yolsuzluğu gerçeğini örtmeye çabalıyorlar. Bu sistemin, kurdukları yağma düzeninin bir ürünü olduğunu gizlemeye çalışıyorlar. Yangın yalnızca fonlarla sınırlı kalmadı; borsa son iki ayda 173 milyar dolar değer kaybetti.
Fabrikalarımızın değeri, işçilerimizin ve esnaflarımızın emeği buharlaştı. Sigorta şirketleri karşılık ayırıyor, emeklilik fonları sarsılıyor. Bugün hepimiz bu yangının dumanında kaybolmuş durumdayız.
HATALARLA İLGİLİ SORULAR
Onlar, bazı uygulamalarda hata yapanlar olabileceğini ifade ediyorlar. Hata bir kere olur; bu paralar bir lütuf değildir. SPK, tehlikeyi görmezden geldi; Borsa İstanbul gözetim görevini yerine getirmedi.
BDDK, sistemdeki riskleri gözlemledi. Takasbank koruma önlemini kaldırdı. Ancak bilinmelidir ki, hiçbir kurum siyasi iradenin izni olmadan bu kadar uzun süre gözünü kapatamaz. Eğer bürokrasi izlediyse, ona bunu yaptıran da bu iktidardır.
SORULARIMIZ VAR
Şimdi soruyorum: Fon fiyatları yükselirken, SPK neredeydi? Offshore hesaplardan para ülkeye girerken MASAK neredeydi? Kendi genel başkan yardımcınızın ismi gündeme geldiğinde, vicdanınız neredeydi?
Meclis'te araştırma komisyonu talep ettiğimizde, o eller neden hayır dedi? İki aydır aklınız neredeydi? Gecikmiş gözaltılar için neyi beklediniz? İsimleri mi ayıklıyordunuz? Denetim dosyalarını açmanız gerekiyor.
GEÇMİŞE YÖNELİK SORUMLULUKLAR
Hangi tarihte hangi risk belirlendi? Rapor kimin önüne konuldu? Hangi işlemler yapıldı ya da yapılmadıysa kim engel oldu?
Her belgenin tarihini, her kararın imzasını bu millet görmeli. Cumhurbaşkanı Erdoğan kameralar önünde, Ekim ayında 1 milyon liraya kadar ana para ödemelerine başlanacağını belirtti. Ekim ayı sona erdi.
Gerçekleştirilen en fazla ödeme ise 250 bin lira, ortalama tutar 124 bin lira oldu. Devletin zirvesinden verilen vaat, üç kuruşluk ödemelerle küçümsendi. Kameralar kapandığında verilen sözler unutuldu.
Hayatı boyunca biriktiren vatandaşlarımız, kendi alın terinin peşinde dilenci konumuna düşürüldü. Bu para bir lütuf değil; sizin göz yumduğunuz bir haktır. Bu hakkı teslim etmek, iktidarın namus borcudur.
Fon vurgunu, bir kazanın değil, bir çöküşün adıdır. Bu iktidar artık ekonomiyi yönetemiyor; ekonominin enkazını yönetiyor.
DİŞLE TIRNAKLA KURULAN FİRMALARIMIZ, BU YETERSİZ YÖNETİM ALTINDA ERİYOR
Dişle tırnakla kurulmuş olan fabrikalarımız ve işletmelerimiz, bu yetersiz yönetim nedeniyle gözlerimizin önünde yok oluyor. İstanbul Ticaret Odası’nın verilerine göre, üyelerinin önemli bir kısmı aidatını ödeyemedikleri ya da faaliyetlerini durdurdukları için askıya alındı. Oda aidatını ödeyemeyen esnaftan istihdamı nasıl sürdüreceklerini bekliyorsunuz?
SEKTÖRLERİN NEFESİ TÜKENİYOR
Zeytincilerden tırcılara, tekstilcilerden küçük imalatçılara kadar tüm sektörler büyük sıkıntı yaşıyor. Geçtiğimiz gün bir zeytinciden dinlediğimde, zeytin fiyatlarının o kadar düştüğünü, artık dalından toplamaya bile değmeyeceğini öğrendim. Tek tesellimiz, zeytinyağı fiyatlarında yaşanan düşüş sonrası, sahte ürünlerin bile gerçeklerinden daha pahalı olacağı ve dolayısıyla sahtekarların bu işe girmeyecekleri yönünde oldu.
YETİŞMİŞ GENÇLERİMİZ GELECEĞİNİ BAŞKA DİYARLARDA ARIYOR
Geçen hafta biz bunu dile getirmiştik. Bu hafta ise TÜSİAD Başkanı Ozan Diren de Türkiye'nin Made in Europe düzenlemelerinin dışında kalması durumunda otomotivden çeliğe, alüminyumdan bataryaya kadar pazar kaybına uğrayacağını ve yatırım ile üretim zincirinin ülkeden uzaklaşacağını vurguladı.
ÜLKEMİZ BEYİN GÖÇÜ YAŞIYOR
Ekonomi yönetimi, sorunu dış politikaya, dış politika da ekonomi yönetimine atarak bu durumu çözemez. Fabrikamızı ve pazarımızı kaybederken, gençlerimizi de beyin göçüne kaybediyoruz. Yetişmiş gençlerimiz, geleceğini başka ülkelerde aramaya yöneliyor.
GENÇLERİMİZ GİDERKEN GÖZYAŞLARI, İKTİDARIN KARNESİ
Evlatlarını uğurlayan anne babaların gözyaşları, bu iktidarın karnesinin mürekkebi haline geliyor. O gençler bu ülkeyi sevmedikleri için değil; bu ülkede emeğin, liyakatin ve dürüstlüğün değer görmediğini gördükleri için gidiyorlar. Gençlerimizi bu ülkeden uzaklaştıran, iktidarın kurduğu liyakatsizlik ve yağma düzenidir.
DEVLETİN ÇÜRÜMESİ: BİR MAHKUMUN YERİNİ ULAKLARDAN ÖĞRENMEK
Geçtiğimiz günlerde İmralı’daki terörist liderin kendisi için inşa edilen yeni yere taşındığını öğrendik. Bu bilgiyi Adalet Bakanlığı değil, İmralı'daki ulaklar verdi. Eğer bir mahkumun nerede bulunduğunu ulaklardan öğreniyorsak, bu durumda devletin çürümüş olduğu gerçeği ortaya çıkar.
KANUN BELİRLER, İDARE UYGULAYAMAZ
Ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına mahkum olmuş bir kişinin cezasını nasıl çekeceği, idare değil, yalnızca kanun belirler. Kanunla dayanağı bulunmayan bir uygulamayı hayata geçiren herkes, er ya da geç bunun bedelini ödeyecektir. Bu kürsüden daha önce 'Eğer utanmazsanız, İmralı’da grup toplantısı yapın' demiştim.
KAPALI KAPILAR ARDINDA YÜRÜTÜLEN SÜREÇLER
Utanmamışlar, meğer toplantı salonunu çoktan hazırlamışlar ve bir konut bile eklemişler. Bu süreç, her zaman olduğu gibi halktan gizlenerek yürütülüyor. Komisyon, kapalı kapılar ardında toplanıyor, kararlar heyetlerin ağzından sızıyor, halk ise yalnızca olup biteni görerek üzülmek durumunda kalıyor.
HAYALLERİ ‘UMUT HAKKI’ OLARAK BAŞLADI
İlk önce umut hakkı dediler, ardından Meclis’e gelsin, ifade versin dediler. Sonra statü dediler, şimdi de yeni yer diyorlar. Her aşamada yeni bir kapı açılmakta, ancak her seferinde topluma hiçbir şeyin değişmediği iletiliyor.
‘Terörsüz Türkiye’ kavramı ortaya atılsa da, ülkede hâlâ terörsüz bir ortam mevcut değil; terörist liderinin siyasetin merkezine adım adım yerleştirildiği bir pazarlık durumu söz konusu. Dervişoğlu, Terörsüz Türkiye’nin ne anlama geldiğini şehitler ve gaziler aracılığıyla bildiklerini ifade etti.
TERÖRİST BAŞI YENİ YERİNE GEÇTİ
Şimdi terörist liderinin yeni bir konumda yer aldığını iddia ediyorsunuz. Dervişoğlu, bir fotoğraf göstererek, "Bu fotoğrafa dikkatlice bakın. Şehit öğretmen Neşe Alten ve babası hâlâ bu soğuk mezar taşının altında.” dedi.
Ayrıca, şehit öğretmen Aybüke Yalçın’ın da karanfillerin altında yattığını belirtti. Şehitlerin aileleri, babalarını özlerken hâlâ bu taşlara sarılmak zorunda kalıyor. Şehitlerin anneleri ve babaları, sıvasız evlerde yaşam mücadelesi veriyorlar.
“Onların yeri aynı ama katilini müstakil bir bahçeli eve aldınız, öyle mi?” diyen Dervişoğlu, bu durumun utanç verici olduğunu vurguladı. “Yer utanıyor, gök utanıyor, millet utanıyor ama siz hiç utanmıyorsunuz. Yazıklar olsun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.” ifadelerini kullandı.
Dervişoğlu, “Şunu bilin ki az kaldı. Bu millet sizi sandığa, o teröristi de İmralı’ya gömecektir,” diyerek sözlerini tamamladı. Herkesin bu gerçeği bilmesi gerektiğini vurguladı.