Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Türkiye turizminde savaşların etkilerini sınırlamak için hamle

Türkiye, 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaparak savaşların turizm üzerindeki etkilerini sınırlamak için stratejiler geliştirdi.

KÜLTÜR SANAT 01.11.2026 10:33 Haber Editörü 275 okuma Okuma Süresi: 21 dk
Türkiye turizminde savaşların etkilerini sınırlamak için hamle
Paylaş:
N

2026 yılına başlangıçta iyi bir ivme yakalayan Türkiye, şubat ayındaki Körfez bölgesindeki savaşın turizm hareketliliği üzerindeki etkilerini sınırlamak amacıyla önemli adımlar attı. Türkiye'nin coğrafi konumu gereği, bu tür gelişmelerin doğrudan etkileri hissedilmektedir. Çatışmaların yaşandığı bölgelere yakın olmamız ve önemli kaynak pazarlarımızın bazılarıyla ilişkilerimiz dolayısıyla bu etkiler kaçınılmaz hale geliyor.

Ayrıca, son yıllarda enerji fiyatlarında yaşanan ciddi artışlar da dikkat çekiyor. Enerji üreticisi ve ihracatçısı ülkelerin, bu çatışmaların içinde bulunması, maliyet artışlarını beraberinde getiriyor. Özellikle hava yolu ulaşımını etkileyen uçak yakıtı fiyatlarındaki artış, ham petrol fiyatlarının da üzerinde bir artış göstermektedir.

Rafinerilerin ve üretim altyapısının zarara uğraması, maliyet baskısının daha da uzamasına neden olabiliyor. Türkiye, jeopolitik açıdan zorlu bir konumda bulunmasına rağmen, Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde yürütülen dış politikalarla istikrarını korumaktadır. Geçmişte de krizler yaşanmışken, gelecekte de benzer durumlarla karşılaşabileceğimizin bilincindeyiz.

Bu gerçekler ışığında, 2018 yılında turizm stratejimizde önemli değişiklikler yapmaya karar verdik. Kendimize şu soruyu sorduk: "Türkiye’nin turizm sektörünü krizlere karşı nasıl daha dayanıklı hale getirebiliriz?" İki temel yol belirledik: Ürün çeşitliliği ve kaynak pazar çeşitliliği.

Bu hedeflere ulaşmak için tanıtım faaliyetlerinin kurumsallaşması ve etkili bir şekilde yürütülmesi gerektiğine karar verdik. 2019 yılında Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı kuruldu. Bugün, dünya genelinde yoğun tanıtım kampanyaları düzenlenmektedir. Bu çalışmalar, turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesi ve kaynak pazarlarının genişletilmesi açısından önemli bir rol üstlenmiştir.

Antalya'daki otel sahipleri, geçmişte misafir ağırlamadıkları ülkelerden ziyaretçi kabul ettiklerini ifade ediyor. Ulaşım altyapısının gelişmesiyle Antalya, geniş bir uluslararası erişim elde etti. Antalya, güçlü konaklama altyapısı ve yüksek hizmet kalitesiyle tanınan önemli bir turizm şehri olmayı sürdürüyor.

Ancak savaş başladığında, enerji fiyatlarından etkilendiğimiz gibi, önemli kaynak pazarlarımızda da sorunlar yaşadık. Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, İran da önemli bir pazar olarak öne çıkıyor. Körfez pazarında ise Suudi Arabistan'ın rolü büyüktür.

Savaş ortamında havalimanlarının kapanması, uçuşların durdurulması ve hava sahası kısıtlamaları gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Ulaşım bağlantılarını etkileyen yaptırımların genişlemesi de olumsuz sonuçlar doğurabiliyor. Tüm bu zorluklara rağmen, Türkiye, turizm alanında yaptığı yatırımların karşılığını almayı başarmıştır.

Dün, üçüncü çeyrek ve ilk dokuz aylık turizm verilerimizi kamuoyuna sunduk. Üçüncü çeyrek boyunca elde edilen turizm geliri, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 5 artış göstererek 25 milyar 526 milyon dolara yükseldi. İlk dokuz aylık süreçte ise turizm gelirimiz, yüzde 2,4 artışla 51 milyar 278 milyon dolara ulaştı.

İKİNCİ ÇEYREKTEKİ SAVAŞ ETKİLERİ

Savaşın etkilerinin daha belirgin hissedildiği ikinci çeyrek döneminde yaptığımız açıklamada, en kötü dönemin geride kaldığını ve toparlanma sürecinin başlayacağını belirtmiştim. Bu süreçte turizm sektörümüzle birlikte hızlı hareket ettik. Güçlü tanıtım ve satış kampanyalarını hayata geçirdik.

Türkiye'nin güvenli ve istikrarlı bir destinasyon olarak uluslararası kamuoyuna etkili bir şekilde anlatımını sağladık. Özellikle Türk Hava Yolları ve diğer hava yolu şirketleriyle birlikte rezervasyon eğilimlerini, uçuş planlarını ve kapasite ihtiyaçlarını değerlendirdik. Bir pazarda talep azaldığında, diğer pazarlardaki çalışmalarımızı artırdık.

Türkiye'nin Formula 1 takvimine yeniden dahil edilmesi, NATO Zirvesi'ne başarılı bir şekilde ev sahipliği yapmamız ve Antalya'nın COP31 için seçilmesi, ülkemize duyulan güveni pekiştirdi. Türkiye'nin büyük uluslararası organizasyonlara ev sahipliği yapabilme kapasitesini ortaya koymuş olduk.

KÜLTÜREL ETKİNLİKLER VE DİJİTAL TANITIM

Kültürel ve sanatsal etkinliklerle bu süreci destekledik ve yurt dışındaki tanıtımlarını gerçekleştirdik. Dijital tanıtımda önemli başarılar elde ettik. Bu yıl yürüttüğümüz dijital kampanyalar sayesinde 74 ülkede toplam 7,1 milyar gösterime ulaştık.

Mini diziler de yeni tanıtım stratejimizin önemli bir parçası haline geldi. Türk dizileri ve sanatçılarımızın uluslararası pazarlardaki popülaritesi nedeniyle, sanatçılarımızın yer aldığı mini diziler hazırlamaya başladık. Her biri yaklaşık ikişer dakikalık bölümlerden oluşan bu serilerle destinasyonlarımızı hikâye içinde anlatıyoruz. 2025 ve 2026 yıllarında yayımlanacak on mini dizi, toplamda 10,5 milyar gösterim elde etti. Bu sonuçlar, beklentilerimizin çok üzerinde gerçekleşti.

İKİ YÖNLÜ FAYDA VE STRATEJİ

Bu çalışmanın iki yönlü avantajı bulunuyor. Bir yandan sanatçılarımızın uluslararası alandaki bilinirliğini artırırken, diğer yandan ülkemizin turizm değerlerini daha etkili bir biçimde ifade ediyoruz. Kısa bir reklam filminde sınırlı bir anlatım yapabilirken, mini dizilerde çok daha derin ve etkileyici hikâyeler sunabiliyoruz.

Ege, Antalya, İstanbul, Doğu Karadeniz ve diğer bölgelerimiz için çeşitli içerikler geliştiriyoruz. Üçüncü çeyrek verileri de bu çalışmaların olumlu sonuçlarını göstermektedir. 2018 yılında göreve geldiğimde, turizm stratejimizde önemli bir hedef belirledim: Niceliğin yanı sıra niteliğe de odaklanmak. Buradan ziyaretçi sayısının önemsiz olduğu anlamı çıkmasın; Türkiye büyük bir turizm alanı ve her gelir grubundan ziyaretçiyi hedeflemekteyiz.

Turizmi 81 ilimize yaymak gibi büyük bir hedefimiz var. Yüksek gelir grubuna hitap eden bir destinasyon olmanın ötesinde, harcama potansiyeli yüksek ziyaretçileri ülkemize çekmeyi ve onların beklentilerine uygun hizmet kalitesini artırmayı hedefliyoruz. Stratejimiz, hem ziyaretçi sayısını artırmak hem de turizm gelirlerini yükseltmek üzerine odaklanmıştır.

Bu yıl yaşanan bölgesel çatışmalar, ziyaretçi hareketliliğini olumsuz yönde etkilemiştir. Yılın başındaki veriler, daha güçlü bir büyüme öngörüyordu. Ancak savaşın başlamasıyla birlikte, önemli ölçüde rezervasyon iptalleriyle karşılaşılmıştır.

Buna rağmen, hızla yeni kampanyalar düzenleyerek bu iptallerin çoğunu yeni rezervasyonlarla dengeledik. Yüksek harcama kapasitesine sahip ziyaretçilere yönelik yürüttüğümüz projeler sayesinde turizm gelirlerimizi artırmayı başardık. Burada sürekli altını çizdiğim bir nokta var: Turizm verilerini analiz ederken yalnızca kişi başı toplam gelire odaklanmamak gerekmektedir.

Kişi başı gecelik harcama, bizim için önemli bir gösterge olarak öne çıkıyor. Zira toplam harcama, ortalama kalış süresi ile doğrudan ilişkilidir. Bu yılın ilk dokuz ayında ortalama kalış süresi 10,34 gece olarak belirlenmiştir.

Ziyaretçi sürelerini korumak ve bu süreyi çeşitli deneyimlerle uzatmak bizim için kritik bir öneme sahip. Kişi başı gecelik harcamada ise büyüme gösteriyoruz. İlk dokuz ayda yabancı turistlerin kişi başı ortalama gecelik harcaması 119,9 dolara ulaşmıştır.

Tüm ziyaretçi grupları değerlendirildiğinde, kişi başı ortalama gecelik harcamadaki artış, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 4,6 oranında gerçekleşerek 107,7 dolara yükselmiştir. Bu veriler, sektörün doğru bir yolda ilerlediğini ortaya koymaktadır. Yıl sonuna kadar büyük bir sürpriz yaşanmadığı takdirde, 65 milyar dolardan fazla turizm geliri elde edileceğini öngörüyorum.

Ancak mevcut jeopolitik gelişmeleri göz önünde bulundurmakta fayda var. “Kültür Varlıklarının İadesinde Türkiye Artık Dünyaya Eğitim Veriyor” ifadesiyle belirttiğim gibi, kültür varlıklarının iadesi karmaşık bir süreç. Uluslararası bir boyutu olan bu konuda Türkiye, kendi idari yapısını güçlendirebilir ama diğer ülkelerdeki hukuk sistemlerini tek başına hızlandıramaz.

Bu nedenle, kurumsal kapasitemizi artırmayı öncelikli hedef olarak belirledik. Kaçakçılıkla mücadele birimimizi daire başkanlığı seviyesine çıkardık. Bu sayede, hem personel kapasitemizi hem de birimin kurumsal yetkisini artırmış olduk.

Uluslararası ilişkilerde kurumun temsil düzeyi de son derece önemlidir. Birimi üst seviyeye taşıdığınızda, muhataplarınızla daha sağlam bir kurumsal ilişki kurma imkanı buluyorsunuz. Ayrıca, uluslararası ikili anlaşmalarımızı artırmaya yönelik çalışmalar yürüttük.

Özellikle iki grup ülkeye yoğunlaştık. Bir grup, kaçırılan eserlerin alıcılarının bulunduğu ülkelerden oluşuyor. Diğeri ise bu eserlerin kaçakçılık güzergahlarında yer alan transit ülkeleridir.

Eserlerin satışa sunulmadan veya nihai varış noktasına ulaşmadan tespit edilmesi büyük bir önem taşıyor. Bu alanda anlaşma sağladığımız ülke sayısını 14’e çıkardık. Anlaşmalarımız arasında Özbekistan, Türkmenistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Peru, Bulgaristan, Yunanistan, İran, Romanya, ABD, Ekvador, Sırbistan, İsviçre, İtalya ve Macaristan yer alıyor.

Ülke içerisindeki uzmanlık düzeyimizi artırma yönünde önemli adımlar attık. Yurt dışında sergilenen ya da müzayedeye çıkarılan eserlerin hızlı bir şekilde tespit edilmesi gerekiyor. Bu durumda, satışın durdurulması ve hukuki süreçlerin başlatılması için gerekli adımları atıyoruz.

Bu süreçte Dışişleri Bakanlığımız ve yurtdışındaki büyükelçiliklerimizle birlikte yoğun bir iş birliği sağlıyoruz. Ancak, en zorlu kısım genellikle eserin Anadolu topraklarından kaçırıldığını kanıtlamaktır. İlgili ülkenin hukuk sistemi ve dosyanın özelliklerine bağlı olarak farklı yöntemler izlenmektedir.

Eserin kökenini ve hukuka aykırı biçimde ülkemizden çıkarıldığını güçlü kanıtlarla ortaya koymamız gerekiyor. Bu nedenle her eser için ayrı bir bilimsel çalışma yürütüyoruz. Uzman ekiplerimiz, eserin hangi bölgeden geldiğini ve hangi arkeolojik alana ait olduğunu belirlemeye çalışıyorlar.

Arşiv belgeleri, kazı raporları, tarihi fotoğraflar, tanık beyanları ve bilimsel analizler, bu dosyaların temelini oluşturuyor. Bazen yıllar önce yazılmış bir tutanak, bazen bir akademisyenin çalışması, bazen de bir tanığın ifadesi, iade sürecinin önünü açabiliyor. Boubon kökenli eserlerle ilgili yürütülen çalışmalar, bunun önemli örneklerinden biridir.

Heykellerin bulunduğu alanla olan ilişkisini gösteren en ufak detay bile dosyalarımız açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu alanda önemli bir uzmanlık geliştirdik. Günümüzde, çeşitli ülkelerden uzmanlar Türkiye’ye gelerek eğitim almakta ve kültür varlıklarının iadesi konusundaki deneyimlerimizden faydalanmaktadır.

Uluslararası kolluk kuvvetleri ve adli makamlarla kurduğumuz ilişkiler de büyük bir değer taşımaktadır. Birçok ülkede iş birliği yaptığımız ekipler mevcut. Bu ilişkiler sayesinde sonuçları daha hızlı elde etmeye başladık.

Şu anda üzerinde çalıştığımız çok sayıda operasyon bulunmaktadır. Ancak bu operasyonların detaylarını kamuoyuna açıklayamam. Zira bir devam eden operasyon hakkında bilgi verilmesi, süreci riske atma ihtimali taşımaktadır.

Fakat bu hafta Amerika Birleşik Devletleri'nden yeni eserlerimiz geldiğini belirtmemde fayda var. Bu durumu da kamuoyuna duyurmayı planlıyoruz. ABD, İsviçre, Japonya, Özbekistan, Yunanistan, Danimarka ve Çin gibi birçok ülkeyle iş birliğimiz sürüyor.

Bir eserin ne kadar süre önce kaçırıldığı, o eserin peşini bırakmamız için bir neden olmuyor. Kültür varlıklarımızın izini sürmeye ve onları doğdukları topraklarla buluşturmaya devam edeceğiz.

DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDEKİ ÇALIŞMALARI YIL SONUNA KADAR TAMAMLAMAYI HEDEFLİYORUZ

Projemizin son aşamasına gelmiş bulunmaktayız. Hedefimiz, yıl sonuna kadar tüm çalışmalarımızı tamamlamak. Bildiğiniz gibi, burayı sadece bir müze olarak görmüyoruz.

Geçmişte yaşanan acıların unutulmaması, demokrasinin, hukuk devletinin ve insan haklarının öneminin gelecek nesillere aktarılması amacıyla bir hafıza müzesi inşa ediyoruz. Diğer taraftan, gençlerimiz ve vatandaşlarımız için kapsamlı bir kültür ve sanat merkezi inşa ediyoruz. Proje, 47 dönümlük bir alanda gerçekleştirilecek ve 18 bin 500 metrekarelik kısmı hafıza müzesi ile kütüphane olarak kullanılacak.

Beş bloktan oluşan komplekste, ilk üç blok hafıza müzesi ve çok amaçlı sergi salonlarına ayrılacakken, diğer iki blok kütüphanelere tahsis edilecektir. Amacımız, geçmişte acı olayların yaşandığı bu yapının hafızasını koruyarak gençlerimizin bilim, bilgi, kültür ve sanatla buluşabileceği bir mekan yaratmaktır.

Eski cezaevinin kapalı spor salonu ise 520 kişilik çok amaçlı bir gösteri ve etkinlik alanına dönüştürülecek. Bu alanda tiyatro gösterileri, konferanslar ve çeşitli kültür-sanat etkinlikleri yapılabilecektir. Açık alanlar da etkinliklere uygun şekilde düzenleniyor.

Bahçesiyle birlikte Diyarbakır'ın önemli kamusal yaşam alanlarından biri olmayı hedefliyoruz. Hafıza müzesinin hazırlanma sürecinde son derece dikkatli bir yaklaşım benimsedik. Geçmişte burada yaşamış olan kadın ve erkeklerle görüşmeler yapıldı.

Dönem tanıkları, tarihçiler, akademisyenler ve sivil toplum temsilcilerinin katkıları değerlendirildi. Danışma kurulunun çalışmaları çerçevesinde arşiv belgeleri üzerinde de duruldu. Müzenin içeriğini tanıklıklar ve tarihî belgeler ışığında oluşturduk.

Yaşananları, o dönemin tanıklarının ifadeleriyle gelecek nesillere aktarmayı önemsiyoruz. Burası, geçmişte yaşananları unutturmayacak bir hafıza alanı olmanın yanı sıra Diyarbakır'ın kültür ve sanat hayatına yeni bir soluk kazandıracak önemli bir merkez olma özelliği taşıyor.

AYASOFYA’NIN YER ALTINDAKİ TARİHÎ MEKÂNLARINI DA ZİYARETÇİLERLE BULUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ

Ayasofya’da Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı restorasyon, konservasyon ve güçlendirme çalışmaları yürütülmektedir. Bilim kurulundaki uzmanlarımız, bu projelerin Mimar Sinan döneminden sonraki en büyük müdahalelerden biri olduğunu vurgulamaktadır. Daha önce müdahale edilmemiş ya da müdahalenin zor olduğu bölgelerde de çalışmalar sürdürülmektedir.

Kubbe ve taşıyıcı sistemlerle ilgili önemli güçlendirme çalışmalarına özellikle ağırlık verilmektedir. Ayasofya, çok değerli bir kültürel miras olduğundan, attığımız her adım bilimsel incelemelerden geçmektedir. Tüm uygulamalar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda, Bilim Heyetimiz ve Koruma Kurulumuzun kararları doğrultusunda gerçekleştirilmektedir.

Üniversitelerden görüşler alınıyor ve yapılacak müdahaleler titizlikle inceleniyor, test ediliyor ve değerlendiriliyor. Ancak ondan sonra uygulamaya geçiyoruz. Ana kubbe üzerindeki çalışmalar devam ederken, mihrap ve minberin bulunduğu doğu bölümündeki yarım kubbede de yeni bir aşamaya geçilmiş durumdadır.

Yapılan modelleme ve statik analizler, bu bölümün güçlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Yapısal müdahalelerin yanı sıra mozaik, kalem işi ve mermer yüzeylerdeki koruma çalışmalarının güvenli bir şekilde yürütülebilmesi için doğu yarım kubbeye erişim sağlayacak çelik çalışma platformunun kurulum süreci de başlatılmıştır. Tarihî mimari unsurlar, özellikle özgün mihrap ve minber korunma altına alınmaktadır.

İbadet ve ziyaret düzeninin devamı için gerekli geçici düzenlemeler de planlanmaktadır. Ayasofya’nın ibadete ve ziyarete açık kalması sürecinde, yapının güvenliğini ve özgün karakterini korumak amacıyla son derece titiz mühendislik çalışmaları gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, yer altındaki alanlarda da geniş kapsamlı araştırmalar sürdürülmektedir.

Burada tarihî tüneller, su kanalları, mahzenler ve farklı amaçlarla kullanılmış yapılar yer almaktadır. Bu alanların temizliği, belgelenmesi ve korunması devam etmektedir. Şu ana kadar yaklaşık 3 bin ton çamur ve moloz çıkarılmıştır.

Böylece daha önce erişilemeyen kısımların incelenmesi mümkün olmuştur. Bazı bölgelerde ilerleme kaydettikçe yeni yapılarla karşılaşmaktayız. Bu yapılar, İstanbul’un tarihî su yönetimi ve altyapısı hakkında değerli bilgiler sunmaktadır.

Yağmur sularının tahliyesi ve su dağıtımı gibi işlevleri olan yer altı sistemleri üzerinde araştırmalarımız sürmektedir. Bazı bölümler insan geçişine uygun büyüklükte olmasına rağmen, tüm alanların işlevleri ve tarihsel bağlantıları henüz tam olarak ortaya konulmamıştır. Araştırmalarımız devam etmektedir.

Kuzeydoğu bölümünde yer alan dört odalı yer altı mezarındaki, yani hipojede yapılan çalışmalar, Ayasofya’nın daha eski dönemlerine dair izleri anlamamıza yardımcı olmaktadır. Ayasofya’nın yer altı alanları, üst yapısı kadar ilgi çekicidir. Yakın gelecekte, bu alanları öncelikle basın mensuplarına tanıtarak, yürütülen çalışmaları yerinde göstermeyi amaçlıyoruz.

Ardından, gerekli koruma, güvenlik ve ziyaretçi altyapısının tamamlandığı uygun bölümleri halkla buluşturmayı hedefliyoruz. Hangi alanların ziyarete açılabileceği, bilimsel incelemeler ve güvenlik kriterleri ile belirlenecektir. Böylece Ayasofya’nın şu anda görülemeyen tarihî katmanlarının tanınmasına olanak sağlanacaktır.

Fatih’in emanetini, kubbesinden yer altındaki yapısına kadar kapsamlı bir yaklaşımla korumaya yönelik çalışmalar yürütüyoruz.

ANTALYA’YI DÜNYANIN EN ÖNEMLİ KONGRE VE ETKİNLİK MERKEZLERİNDEN BİRİ YAPACAĞIZ

Turizmdeki temel hedeflerimiz arasında, hareketliliği yıl boyunca sürdürmek yer almaktadır. Özellikle kıyı bölgelerimizde, düşük sezon olarak adlandırılan kış aylarında turizm hareketliliğinin artırılması gerekmektedir. Bu durum yalnızca ziyaretçi sayısıyla alakalı olmayıp, sürdürülebilir istihdam, hizmet standartlarının korunması ve turizm ekonomisinin yıl boyunca aktif olabilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.

Bu bağlamda, kongre ve etkinlik turizmine önemli yatırımlar yapmaktayız. TGA bünyesinde yeni bir yapılandırmaya gidiyoruz. Uluslararası kongreler ve büyük ölçekli organizasyonları ülkemize kazandırmak amacıyla teklifler hazırlayacak ve pazarlama ile organizasyon süreçlerini yönetecek profesyonel bir kadro oluşturulmaktadır.

Personel istihdamı süreci de başlamıştır. İstanbul’da Lütfi Kırdar Kongre Merkezi’nin Bakanlığa devri gerçekleştirilecektir. Bu konuyla ilgili hukuki süreçte başarılı olduk.

Devir işlemleri tamamlandığında, gerekli yatırımları yaparak merkezi faaliyete geçireceğiz. Antalya’da ise COP31 kapsamında hazırlanan alanlar önemli bir fırsat sunmaktadır. Organizasyonun ardından Antalya EXPO alanında Türkiye’nin en büyük fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birinin inşasını hedeflemekteyiz.

COP31 tamamlandıktan sonra, ilgili alanların aşamalı olarak Bakanlığa devredilmesi planlanmaktadır. Antalya, büyük çaplı uluslararası organizasyonlar için uygun bir kongre altyapısına sahip olmayı amaçlıyor. Şehrin mevcut konaklama olanakları, uluslararası hava yolu bağlantıları ve geçmişteki organizasyon deneyimi, bu hedefin temelini oluşturuyor.

Antalya, bu tecrübeyi dünya genelinde bir fuar, kongre ve etkinlik merkezi haline getirmek için kullanmayı planlıyor. Mevsimsel ihtiyaçları göz önünde bulundurarak alanı değerlendireceklerini belirten yetkililer, yaz aylarında hem turistler hem de Antalyalılar için yeni etkinlik ve deneyim alanları oluşturmayı hedefliyor.

Kış ve bahar dönemlerinde ise uluslararası kongreler, fuarlar ve şirket organizasyonları ile şehrin ziyaretçi sayısını artırmayı hedefliyorlar. Uluslararası etkinlikleri sadece devletlerin katılımıyla düzenlenen organizasyonlarla sınırlı görmemek gerektiği vurgulanıyor. Küresel ölçekteki büyük etkinlikler, on binlerce katılımcıyı çeken şirket organizasyonlarını da kapsıyor.

Bu tür etkinliklerde şirketlerin sadece bir kongre merkezi aramadığı, aynı zamanda kamu desteği, ulaşım ve konaklama altyapısı ile kurumsal güvence arayışında oldukları ifade ediliyor. 2027 itibarıyla Türkiye’nin uluslararası etkinlikler düzenleyen bir merkez olma hedefinin olduğu, bu konuda sistematik teklif verme kapasitesinin artırıldığı kaydediliyor.

Türkiye’nin turizm tanıtımı için geliştirilmiş başarılı modelin, aynı başarıyı bu alana taşımayı amaçladığı belirtiliyor. Bu yeni modelin, otellerden seyahat acentelerine kadar birçok sektöre katkı sağlaması bekleniyor. Ayrıca, Antalya’nın sosyal, kültürel ve sanatsal hayatına da katkıda bulunacak bir alan yaratılmasının hedeflendiği ifade ediliyor.

FORMULA 1’İ PİSTTEN ÇIKARIP BÜTÜN İSTANBUL’A YAYACAĞIZ

Başarılı bir uluslararası organizasyonun, gelecekteki organizasyonlar için referans olduğunu aktaran yetkililer, bu bağlamda Formula 1’in önemine dikkat çekiyor. Formula 1, yalnızca bir yarış etkinliği olarak değil, Türkiye’nin ve İstanbul’un tanıtımı için uluslararası bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Bu süreç, Formula 1 öncesi, sırası ve sonrası olarak üç aşamaya ayrılıyor.

Formula 1 için Türkiye’ye gelecek ziyaretçilerin seyahat sürelerini uzatmayı hedeflediklerini belirten yetkililer, farklı seyahat alternatifleri sunmayı planlıyor. Ziyaretçilerin, yarış öncesinde Ege’de tatil yapabilmesi veya İstanbul’a gelip yarışı izledikten sonra Antalya’da tatilini sürdürebilmesi için çalışmalara devam edeceklerini kaydediyorlar.

Ayrıca, Formula 1 döneminde İstanbul’un kültürel etkinlikleri ile yarış organizasyonunun entegre edilmesi, büyük sanatçıların katılacağı etkinlikler ve konserlerle geniş kapsamlı bir festival oluşturulması amaçlanıyor.

KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NİN ULUSLARARASI KATILIMI

Kültür Yolu Festivali çerçevesinde, uluslararası katılımın daha etkili bir modelinin oluşturulması hedefleniyor. Bu sayede, Formula 1 etkinliği dolayısıyla Türkiye’ye gelen yabancı turist sayısının artırılması, ziyaretçilerin Türkiye'deki kalış sürelerinin uzatılması ve toplam harcamalarının yükseltilmesi amaçlanıyor. Formula 1’in, büyük bir turizm ve tanıtım organizasyonu olarak ele alınması planlanıyor.

“Antalya’ya Yaklaşık Üç Kat Daha Büyük Sergi Alanıyla Yeni Nesil Müze” projesi kapsamında, yeni Antalya Arkeoloji Müzesi’nin 2027 yılında faaliyete geçmesi öngörülüyor.

PROJEYİ ETKİLEYEN UNSURLAR

Projenin yapım takviminde üç ana faktör belirleyici oldu: ruhsat süreci, zemin yapısının özellikleri ve turizm sezonundaki çalışma kısıtlamaları. Proje, üç aşamada gerçekleştirilecek. İlk aşamada, müze eserlerinin uluslararası müzecilik standartlarına uygun bir şekilde paketlenmesi, taşınması ve güvenli geçici depolarda korunması işlemleri tamamlandı. Sonrasında mevcut yapıların kontrollü yıkım süreci gerçekleştirildi.

İKİNCİ ETAP İHALESİ VE RİSKLER

İkinci aşama inşaat ihalesi, 4 Aralık 2025 tarihinde yapıldı ve 12 Aralık’ta yer teslimi gerçekleştirildi. Ancak, hukuki süreçler nedeniyle inşaat ruhsatı 13 Nisan 2026 tarihinde alınabildi. Bu durum, yapım sürecinin tam kapasiteyle başlamasını olumsuz etkiledi.

ARAZİ YAPISININ ZORLUKLARI

Arazinin traverten yapısı, temel kazısı ve hafriyat işlemlerinde kırıcı ekipman kullanımı gerektirmekte. Bu, çalışmanın zaman alıcı aşamalarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Kaybedilen süreyi telafi etmek adına çift vardiyalı bir çalışma sistemi planlandı.

İŞ GÜVENLİĞİ VE ÇALIŞMA KISITLAMALARI

Ancak, müze alanının şehir merkezinde ve turizm açısından yoğun bir lokasyonda yer alması nedeniyle, turizm sezonunda gürültülü çalışmaların yapıldığı zaman diliminde ve ağır nakliyatın gece yapılmasının mümkün olmaması, çalışma sürecimizi tek vardiya ile sınırladı. Bu da planlanan hızlandırma programının uygulanmasını engelledi. Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi, önemli özellikleri ile dikkat çekecek.

MÜZENİN ÖZELLİKLERİ

Eski müzeye oranla kapalı alanının iki katına, sergi alanlarının ise yaklaşık üç katına çıkacağı belirtiliyor. Böylelikle depolarda bekleyen eserlerin çoğu, ziyaretçilerle buluşturulabilecek; Antalya’nın arkeolojik zenginliği daha geniş bir şekilde sergilenecek. Müzenin mimarisi de oldukça etkileyici bir tasarıma sahip olacak.

ÇEVRE DÜZENLEMELERİ VE KAMUSAL ALANLAR

Çevresiyle uyumlu, açık alanlar sunan bir müze tasarımı üzerinde çalışılıyor. İç ve dış sergi alanları, peyzaj düzenlemeleri ve kamusal alanlar ile Antalya’nın yeni cazibe merkezlerinden biri olması hedefleniyor. Müzenin güvenlik gereksinimlerinin de eksiksiz bir şekilde karşılanacağı ifade ediliyor.

GELECEK ÖNGÖRÜLERİ

Şu an itibarıyla zemin üzerinde önemli çalışmalar sürdürülmekte. Bu aşamanın tamamlanmasının ardından, yapının daha hızlı bir şekilde yükselebileceği öngörülüyor. Yeni müzenin ziyaretçi sayısında kayda değer bir artış sağlayacağı düşünülüyor.

ANTALYA MÜZESİ VE GECE MÜZECİLİĞİ

Gelecek dönemde Antalya Müzesi'nin gece müzeciliği uygulamasına da dahil edilebileceği belirtiliyor. Zira Antalya'da turistlerin sadece otel bölgelerinde sınırlı kalmaları istenmiyor. Ziyaretçilerin şehir merkezine çekilmesi, kültür ve sanat hayatıyla buluşturulması ve özellikle düşük sezonda şehre canlılık getirilmesi amaçlanıyor.

Yeni Antalya Arkeoloji Müzesi, bu amaç doğrultusunda önemli bir rol oynayacak. “Türkiye’nin Gece Müzeciliği Modeli Avrupa’ya Örnek Oldu” ifadesini kullanan yetkililer, gece müzeciliği uygulamasından oldukça memnun olduklarını belirtiyor. Beklentilerin üstünde sonuçlar aldıklarını da vurgulayan yetkililer, Türkiye'de başlatılan bu uygulamanın yurtdışında da ilgi gördüğünü ifade etti.

İtalya ve Yunanistan'da benzer uygulamaların hayata geçirilmeye başlandığına dikkat çeken yetkililer, bu ülkelerden gelen ziyaretçilerin uygulamanın nasıl yapıldığını öğrenmek için kendilerine başvurduklarını aktardı. Özellikle yaz aylarında, sıcak havaların yoğun olduğu Antalya ve Ege gibi bölgelerde gece müzeciliği önemli bir gereksinimi karşılıyor. Günün en sıcak saatlerinde turistlerin genellikle denizde veya havuz kenarında vakit geçirdiği biliniyor.

Bu nedenle, ziyaretçilerin otelden çıkıp tarihi alanları gezmesini sağlamak zor olabiliyor. Yetkililer, ziyaretçilerin gün batımından sonra daha serin bir ortamda tarihî alanları gezmesini ve çevredeki esnafla etkileşimde bulunmasını amaçladıklarını belirtti. Ayrıca, gece aydınlatılan tarihi alanların gündüzden farklı bir atmosfer kazandığı ifade edildi.

Ziyaretçilerin gündüz gezdikleri ören yerlerini gece yeniden görme isteği oluştuğu kaydedildi. Uygulamaya olan yoğun ilginin devam ettiğine dikkat çeken yetkililer, gelecek dönemde şehir merkezlerine yakın ve yüksek ziyaretçi yoğunluğuna sahip alanlarda gece müzeciliğini artırmayı planladıklarını söyledi. Bazı mevcut alanlarda ise ziyaret güzergâhlarını ve kapsamı genişletmeye yönelik çalışmalar yapılacak.

İki temel kriterin göz önünde bulundurulduğu belirtildi. Bunlar, ziyaretçi yoğunluğu ve ören yerinin şehirle ve esnafla olan ilişkisi. Ziyaretçilerin tarihi alanları gezmelerinin yanı sıra çevredeki ekonomik ve sosyal yaşamdan da faydalanabilmelerinin hedeflendiği ifade edildi.

“Haydarpaşa ve Sirkeci İstanbul’un Yeni Kültür ve Sanat Merkezleri Olacak” başlığı altında, Haydarpaşa ve Sirkeci projelerinin ilk aşamalarının 2027 yılında hizmete açılmasının planlandığı duyuruldu. Ancak, projeler sırasında beklenmedik bazı durumlarla karşılaşıldığı bildirildi. Tescilli tarihi yapılarla ilgili bu gibi durumların ortaya çıkabileceği vurgulandı.

Burada yalnızca gar binalarının değil, farklı dönemlerde inşa edilmiş çok sayıda tarihi yapının bulunduğu geniş alanların da söz konusu olduğu belirtildi. Bu nedenle, her yapının mevcut durumu, taşıyıcı sistemi ve korunma ihtiyaçlarının ayrı ayrı analiz edildiği ifade edildi. 15 Ağustos 2024’te TCDD ile imzalanan protokolün ardından bilimsel ve teknik çalışmalara başlandığı kaydedildi.

Haydarpaşa’da yürütülen incelemelerde, gar binasının orijinal projelerine ulaşıldığı bildirildi. Bu projelerde, yapının temelinde 8 ile 21 metre uzunluğunda ve 50 ile 90 santimetre çapında yaklaşık 1.000 ahşap kazık olduğu tespit edildi. Mevcut durumu belirlemek amacıyla gerçekleştirilen jeoradar çalışmasında, bu kazıklardan yaklaşık 200’ünün yerinde olduğu, yaklaşık 800’ünün ise tespit edilemediği belirlendi.

Bu durum, yapının güvenliği açısından dikkatle ele alınması gereken bir bulgu olarak kaydedildi. Sondaj ve laboratuvar testleri ile arazi detayları kapsamlı bir şekilde incelendi. İncelemeler sonucunda, zeminin gevşek, suya doygun ve sıvılaşma riski taşıyan bir yapıda olduğu tespit edildi.

Bu bulgular ışığında, üst yapı çalışmalarından önce zemin güvenliğinin sağlanması öncelikli hedef olarak belirlendi.

UZMAN MÜHENDİSLERDEN HAZIRLANAN PROJE ONAY ALDI

Uzman mühendisler tarafından geliştirilen zemin iyileştirme tasarımı, akademik uzmanlar tarafından değerlendirildi ve Danışma Kurulu tarafından onaylandı. Yapının çevresinde fore kazık uygulaması yapılırken, zemin güçlendirme işlemleri farklı enjeksiyon yöntemleriyle hem iç hem dış kısımlarda gerçekleştirildi. Teknik izleme cihazları aracılığıyla yapının davranışları sürekli olarak izlenerek çalışmalar kontrollü ve aşamalı bir şekilde yürütüldü.

BODRUM KATINDA ÖZEL UYGULAMALAR GEÇERLİ

Bodrum katındaki kısıtlı çalışma alanı, özel ekipman ve hassas uygulamalar gerektirdi. Diğer yapılar da kendi zemin ve taşıyıcı sistem özelliklerine göre değerlendirildi. Sirkeci bölgesinde de zemin güvenliği ve güçlendirmeye öncelik verildi.

Süreç, zaman alıcı oldu ve ek maliyetler oluşturdu. Ancak, üst yapıyı güçlendirmeden restore etmenin doğru olmayacağını biliyoruz. Özellikle deprem riski göz önünde bulundurulduğunda, yapının temel güvenliği, üst yapısından azımsanamayacak derecede önemlidir.

ARKEOPARK'TA YENİ KALINTILAR ORTAYA ÇIKTI

Arkeopark alanında altyapı, drenaj ve ziyaretçi güzergahları için yapılan kazılarda yeni arkeolojik kalıntılar gün yüzüne çıktı. Projeler, bu kalıntıları koruyacak şekilde yeniden yapılandırıldı. Bu teknik süreçler ve proje değişiklikleri, ek süre ihtiyacını beraberinde getirdi.

Zemin çalışmaları ilerledikçe, üst yapı restorasyonları da hız kazandı. Burada titiz bir restorasyon süreci yürütülüyor. Tarihî yapıların üzerindeki sonradan eklenen sıvalar kaldırıldığında, altında özgün mimari detaylar ve bezemeler keşfedilebiliyor.

TARİHÎ YAPILARDA DETAYLI ONARIM YÜRÜTÜLÜYOR

Bu detaylar, özgün haliyle onarılarak korunuyor. Çatılarda, tavanlarda, duvarlarda ve süsleme unsurlarında ince işçilik gerektiren uygulamalar yapılıyor. Haydarpaşa’da geniş bir kültür ve sanat alanı oluşturulması hedefleniyor.

Ana gar binası, ulaşım işlevini sürdürmeye devam edecek. Bununla birlikte, her yaştan bireye hitap edecek büyük bir kütüphane, yazma eser alanları, sergi salonları, sanat ve tasarım atölyeleri ile çok amaçlı kültür-sanat mekanları hazırlanacak. Anadolu Yakası'nın ilk arkeoloji müzesinin de burada kurulması planlanıyor.

SİRKECİ'DE GÖÇ MÜZESİ KURULACAK

Arkeopark ve açık etkinlik alanları ile İstanbul’a önemli bir kültür ve sanat merkezi kazandırılacak. Sirkeci’de ise farklı bir tarihsel anlatım öne çıkarılacak; burada bir göç müzesi inşa edilecek. Sirkeci, Türkiye’nin göç tarihinde özel bir yere sahip.

Avrupa’ya yapılan göçler, Balkanlardan Türkiye’ye gelenler ve tarihî demir yolu hatları bu alanın hafızasında önemli bir yer tutuyor. Haydarpaşa’da da Anadolu’ya ulaşan demir yolu tarihini ve savaş dönemlerinde garın üstlendiği rolü ele alan içerikler yer alacak. Her iki alanda da çok amaçlı sergi salonları, etkinlik merkezleri ve açık hava organizasyon alanları oluşturulacak.

Haydarpaşa'daki eski Et ve Balık Kurumu tesislerinin bulunduğu alanda önemli bir performans ve etkinlik merkezi oluşturmayı planlıyoruz. Bunun yanı sıra geniş yeşil alanlar da inşa edeceğiz. Rami Kütüphanesi'nde olduğu gibi, halkın günlük yaşamlarında kullanabileceği yeşil alanlar ve yürüyüş yolları ile donatılmış yeni kamusal mekanlar ortaya çıkarılacak.

Haydarpaşa, ulaşım açısından kritik bir konumda bulunuyor. Çevresindeki demiryolu sistemleri, vapur iskeleleri ve diğer toplu taşıma bağlantıları sayesinde bu bölgenin erişilebilirliği artıyor. Tren seferlerinin Haydarpaşa istasyonuna devam etmesi sağlanacak.

Bu noktadan turistik trenler hareket edebilecek. Garın ulaşım işlevini sürdürürken, güçlü bir kültür ve sanat merkezi oluşturulması hedefleniyor. Anadolu Yakası'nda bu büyüklükte bir kültür-sanat merkezine ihtiyaç duyuluyordu.

Haydarpaşa, bu ihtiyaca önemli ölçüde yanıt verecek. Sirkeci ise tarihi yarımadanın merkezinde oldukça değerli bir konumda yer alıyor. Orada adeta bir kültür ve sanat merkezi oluşturma çabası içindeyiz.

Topkapı Sarayı, Ayasofya, Gülhane ve Sirkeci arasında ziyaretçilerin faydalanabileceği kültürel rotalar geliştirmek istiyoruz. Bu sayede tarihi yarımadadaki ziyaretçi yoğunluğunu daha geniş bir alana yaymayı amaçlıyoruz. Sirkeci’de demir yolu ve Marmaray bağlantıları da korunacak.

Ulaşım erişiminin kültürel kullanım ile bir arada sürdüğü, gerekli güvenlik önlemlerinin alındığı düzenli bir ziyaret atmosferi oluşturacağız. Yaya yollarını ve parkları genişleterek, insanların keyifle vakit geçirebileceği kamusal alanlar inşa edeceğiz. Haydarpaşa ve Sirkeci’yi İstanbul’un kültür ve sanat yaşamına katkı sunacak iki yeni merkez olarak değerlendiriyoruz.

İlk etapları 2027 yılında hizmete açmayı hedefliyoruz. Uygulama takvimini bilimsel bulgular ve koruma gereklilikleri doğrultusunda ilerleteceğiz. “Dijital Turizmde Hem Oteli Hem Tüketiciyi Koruyacağız” TÜRSAB’ın geçmişte Booking hakkında açtığı davayı ve diğer yurtdışı merkezli platformlarla ilişkili girişimleri hatırlıyorsunuz.

Öncelikle, yaklaşımımızın rekabetçi, adil ve tüketiciyi koruyan bir sistem oluşturmak üzerine olduğunu belirtmek isterim. Dijital seyahat platformları, günümüzde turizm ekonomisinin önemli bir parçası haline gelmiştir. Teknolojideki değişim, tüketici davranışlarını, iletişim ve satış kanallarını değiştiriyor.

Bu değişikliklere kapalı kalmamız mümkün değil. Aynı zamanda, adil rekabet koşullarını sağlamak da zorundayız. Tartışılan konulardan biri vergi meselesidir.

Yabancı dijital platformların vergi ödemediği, yerli seyahat acentelerinin ise dezavantajlı konumda olduğu iddia ediliyor. Bu konuyu değerlendirirken, farklı vergi türlerinin, matrahlarının ve yükümlülüklerin birlikte göz önünde bulundurulması gerekiyor. Konaklama hizmetine dair vergilerle, platformların sunduğu aracılık hizmetine ilişkin vergilerin ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kurumlar vergisi ile dijital hizmet vergisinin hesaplama yöntemleri de farklılık göstermektedir. Biri vergilendirmeye tabi kazancı, diğeri ise kapsamına giren dijital hizmetlerden elde edilen geliri esas alarak hesaplanıyor. Bu nedenle yalnızca vergilerin isimlerine bakarak bir sonuca ulaşmak doğru değildir.

Gerçek vergi yükünü tüm unsurlarıyla incelemek şarttır. TBMM'de ele alınan yeni düzenlemeyle, uluslararası dijital konaklama platformlarının sorumluluklarının net bir şekilde tanımlanması hedefleniyor. Türkiye Turizm Geliştirme Ajansı (TGA) için turizm payı ödemeleri de bu teklifin kapsadığı yükümlülükler arasında yer alıyor.

Ayrıca, otel işletmelerini korumaya yönelik hükümler de öneriliyor. Önerilen düzenlemeye göre, yurt içinden yurt içine yapılan satışlarda platformların alabileceği tutar, hizmete konu satış bedelinin yüzde 17’sini aşamayacak. Bu hesaplama, vergiler hariç tutulmuş tutar üzerinden gerçekleştirilecek.

Böylelikle işletmelerin karşılaştığı maliyetlerin daha öngörülebilir hale gelmesi ve haksız uygulamaların önüne geçilmesi amaçlanıyor. Tüketici açısından önemli bir düzenleme de getiriliyor. Yabancı platformlarla yaşanan sorunlardan birinin, Türkiye’de muhatap bulma zorluğu olduğu belirtiliyor. Tüketiciler, sorun yaşadıklarında kime başvuracaklarını bilemeyebiliyorlardı.

TÜKETİCİ İÇİN MUHATAP BELİRLENİYOR

Teklif, Türkiye’de temsilci bulundurma zorunluluğu getirerek, tüketicilerin şikâyetlerini iletebilecekleri ve çözüm talep edebilecekleri bir muhatap sağlanmasını amaçlıyor. Ayrıca, belge ve kuruluş bedelleri ile ilgili de açıklamalar yapılıyor. Seyahat acentelerinin Türkiye Seyahat Acentaları Birliği’ne (TÜRSAB) ödediği kuruluş ödentisi ile Bakanlığın işletme belgesi bedelinin birbirinden ayırt edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

Yabancı dijital konaklama platformları için, iki yıl süreli ve devredilemeyen bir izin belgesi teklifi sunuluyor. Bu belgenin bedeli 5 milyon lira olarak belirlenirken, her yıl yeniden değerleme oranında artırılması öngörülüyor. Tüm bu koşulların birlikte değerlendirileceği belirtiliyor.

Amaç, uluslararası gelişmelere ve rekabet koşullarına uyum sağlayan bir sistem kurarak, hem tüketiciyi hem de turizm işletmelerini korumaktır. Dünyadaki teknoloji ve ticaret modellerindeki değişimlere adaptasyon sağlanması gerektiği ifade ediliyor. Hazırlanan düzenlemeye de bu anlayışla yaklaşılmaktadır.

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
Diyarbakır Havalimanı'nda yeni iniş sistemi devreye alındı
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Diyarbakır Havalimanı'nda yeni iniş sistemi devreye alındı
WhatsApp
İhbar Hattı