Çocuk nörolojisi, psikiyatri ve kadın hastalıkları alanlarında, her 10 çocuktan birini etkileyen Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'nun (DEHB) kökenlerine ilişkin önemli bir araştırma gerçekleştirildi. Iowa Tıp Sağlık Hizmetleri Üniversitesi (UI Health Care) araştırmacıları, plasenta sağlığı ile beyin gelişimi arasında klinik verilerle doğrudan bir bağlantı kurdu.
JAMA Psychiatry dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, gebeliğin son dönemlerinde anne ile bebek arasındaki besin, oksijen ve kan akışını sağlayan plasenta dokusundaki bozulmalar, çocuğun ilerleyen yaşlarda nörolojik gelişimini olumsuz etkiliyor.
UI Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Serena (Banu) Gümüşoğlu'nun liderliğinde yürütülen çalışmada, Perinatal Aile Doku Bankası'nda saklanan 176 gebeliğin tüm trimesterlerine ait kan örnekleri ve doğan çocukların sağlık kayıtları dikkatlice incelendi.
Analizler, hamileliğin üçüncü trimesterinde (son üç ay) "Plasental Büyüme Faktörü" (PlGF) adı verilen önemli bir proteindeki her standart sapma düşüşünün, doğacak çocukta yıllar sonra DEHB teşhisi konma olasılığını 2,6 kat artırdığını gösterdi. PlGF proteininin düşük seviyelerinin, preklampsi (gebelik zehirlenmesi) ve erken doğum gibi komplikasyonların habercisi olduğu biliniyor.
Dr. Banu Gümüşoğlu ve ekibi, gebelik zehirlenmesi veya erken doğum gibi klinik vakaları araştırmadan çıkararak, PlGF düşüklüğü ile DEHB arasındaki ilişkinin güçlü bir şekilde devam ettiğini saptadı. Bu bulgu, gebelikte klinik hastalık teşhisi konmasa dahi plasentadaki hücresel değişimlerin bebeğin beyin gelişimini etkileyebileceğini doğruladı.
Araştırmacılar, elde edilen verilerin henüz doğrudan bir "neden-sonuç" ilişkisini kanıtlamadığını ancak plasenta-beyin ekseni üzerinde yeni tedavi ve denetim fırsatları sunduğunu ifade etti. Gebelikte kan örneklerinden ölçülecek PlGF seviyeleri sayesinde, doğacak bebeğin nörogelişimsel açıdan risk altında olup olmadığı yıllar öncesinden belirlenebilecek.
Bu gelişmenin, DEHB riski taşıyan çocukların erken gelişimsel takibe alınarak akademik ve sosyal yaşamlarını olumsuz etkileyecek semptomlar ortaya çıkmadan koruyucu önlemler geliştirilmesine zemin hazırlayacağı vurgulandı.