ABD’nin kamu borcu, uzun süredir devam eden artışın ardından önemli bir dönüm noktasına geldi. Ülkedeki kamu borcunun milli gelire oranı, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki ilk kez yüzde 100 sınırını geçerek kaydedildi.
Kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranı, 1940’ların başındaki yüzde 40 seviyelerinden, savaş dönemi sırasında yapılan kamu harcamaları nedeniyle 1945-1946 yıllarında yüzde 100'ü aşarak zirve yapmıştı. Sonrasında, 1970'li yıllarda yeniden azalarak tarihin en düşük seviyelerine geriledi. Bu oran, 2008 finans krizine kadar çoğunlukla yüzde 30-40 bandında seyretti.
Ancak kriz sonrası uygulanan genişletici mali politikalar, kamu borcundaki hızlı artışa yol açtı. 2020 yılında başlayan Kovid-19 pandemisi, borçluluk oranını tekrar kritik seviyelere taşıdı. Son yıllarda da borç oranı yüksek kalırken, 2026'nın ilk çeyreği itibarıyla yüzde 100 civarındaki seyrini sürdürdü.
Bu durum, küresel sermaye piyasaları ve ABD Hazine tahvili getirileri açısından kayda değer bir risk unsuru olarak değerlendiriliyor. Bütçe açıkları ve uzun vadeli tahvil faizlerindeki artış, ABD hükümetinin borçlanma maliyetlerini artırırken, bu durum küresel piyasalarda risk primlerinin artmasına yol açabilir. Piyasalar, ABD'nin maliye politikalarının sürdürülebilirliği ve borç tavanı konusundaki tartışmaları dikkatle izliyor.
ABD kamu borcunun milli gelire oranının sınırları zorlaması, ülkenin gelecekteki maliye politikalarının global piyasalardaki etkisini artırıyor.