Son yıllarda yaygınlaşan yeni nesil banka kartlarının son kullanma tarihi dolduğunda makasla kesilip çöpe atılması, hem sağlık hem de çevre açısından tehlike oluşturabiliyor. Uzman değerlendirmeleri, özellikle dinamik güvenlik koduna (CVV) sahip kartların mekanik olarak parçalanmaması gerektiğini vurguluyor.
Fransız mühendis Claire Deilhes’in 2020 tarihli doktora tezinde, dinamik güvenlik koduna sahip kartlarda, e-kağıt ekranını besleyen 0,5 milimetreden daha ince lityum mikro piller ve aktif elektrokimyasal hücreler bulunduğu ifade ediliyor. Bu tür lityum-iyon hücrelerin makas veya benzeri aletlerle kesilmesi, kimyasal kısa devreye ve termal kaçak olarak bilinen aşırı ısınma reaksiyonlarına yol açabiliyor.
Kesim sırasında açığa çıkabilecek en büyük tehlikelerden biri hidrojen florür gazının salınmasıdır. Bu gaz, göz, cilt veya solunum yollarındaki nemle temas ettiğinde son derece toksik ve aşındırıcı florhidrik aside dönüşebilir, bu da ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Kartların mekanik olarak parçalanmasının yalnızca sağlık açısından değil, geri dönüşüm açısından da sorun yarattığı belirtiliyor.
E-kağıt ekran, NFC anteni ve lityum piller içeren banka kartları, Elektrikli ve Elektronik Ekipman Atıkları (EEEA) kapsamında değerlendiriliyor. Banka kartlarında altın, paladyum, gümüş ve bakır gibi değerli metaller bulunduğu için, bu kartların küçük parçalara ayrılması, metallerin geri dönüşüm tesislerindeki ayrıştırma eleklerinden kaçmasına neden oluyor.
Kesilmiş kart parçalarının yeniden değerlendirilememesi, bunların yakılıp toprağa gömülmesine yol açarak ekonomik kayba ve önlenebilir çevre kirliliğine neden olabiliyor. Bu yüzden geri dönüşüm tesisleri, kullanım ömrü dolan banka kartlarının parçalanmadan, bütün halde toplanmasını öneriyor. Kartların bütün halde atılması durumunda bilgilerin başkalarının eline geçeceği endişeleri ise günümüz teknolojisinde karşılığını bulmuyor.
Güvenlik uzmanları, son kullanma tarihi dolan veya banka sistemi üzerinden kullanıma kapatılan kartların teknik olarak işlevsiz hale geldiğini belirtiyor. Mobil cihazlar üzerinden kullanılan kimlik doğrulama yöntemleri ve güvenlik protokollerinin, olası dolandırıcılık girişimlerine karşı ek koruma sağladığı ifade ediliyor.