Bain & Company tarafından hazırlanan "Türkiye’nin Net-Sıfır Dönüşümü: Kapasite Artışı, Sektörel Dönüşüm Hızının Önüne Geçti" raporu, Türkiye'nin net sıfır hedeflerine ulaşma sürecinde yeni bir aşamanın başladığını ortaya koydu. Raporda, enerji dönüşümüne dair tartışmaların büyük ölçüde yenilenebilir enerji kapasitesinin artırılmasına odaklandığı, ancak esas zorluğun temiz enerji üretimini artırmanın ötesine geçtiği belirtiliyor.
Rapor, Türkiye'nin yalnızca daha fazla temiz enerji üretmekle kalmayıp, aynı zamanda bu enerji ile sanayi, ulaşım ve binalar gibi diğer ekonomik alanlarda etkin bir dönüşüm sağlaması gerektiğini vurguluyor. Son on yıl içerisinde Türkiye, rüzgâr ve güneş enerjisi alanında önemli bir büyüme kaydetti.
Bu süreç, doğal gaz kaynaklı elektrik üretiminde yaklaşık 28 TWh'lik bir azalmaya da yol açtı. Ancak artan enerji talebini karşılamak amacıyla kömür kaynaklı üretim 32 TWh artış gösterdi. Sonuç olarak, fosil yakıtların toplam elektrik üretimindeki payı düşmesine rağmen, mutlak üretim seviyesinin büyük ölçüde değişmediği kaydedildi.
Bu durum, temiz enerji yatırımlarının tek başına fosil yakıtlı elektrik üretimini azaltmaya yetmediğini ve enerji talebinin de dönüşmesi gerektiğini gösteriyor. Rapor, Türkiye'nin enerji bağımlılığının da önemli bir sorun olduğunu ortaya koyuyor.
Ülkenin 2025 yılında enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 69'unu net enerji ithalatıyla karşılayacağı ve bu süreçte yaklaşık 47 milyar dolarlık bir net enerji ticaret açığı vereceği tahmin ediliyor. Yerli enerji üretimi veya enerji verimliliği ile ikame edilen her ithal fosil yakıt, Türkiye'nin dış dengesinde kalıcı bir iyileşme sağlayacak.
ASIL ZORLUK ŞİMDİ BAŞLIYOR
Bain & Company İstanbul Ofisi Yönetici Ortağı Onur Candar, raporla ilgili değerlendirmesinde, Türkiye'nin temiz enerjiyi büyük ölçekte hayata geçirebileceğini kanıtladığını belirtti.
Ancak asıl zorluğun, fabrikalar, binalar ve araçların bu temiz enerjiye geçişini sağlamak ve bu yatırımları finanse edilebilir hale getirmek olduğunu ifade etti. 2025'te 47 milyar dolarlık net enerji ticaret açığına dikkat çeken Candar, ithal edilen her birim yakıtın yerli üretim veya enerji verimliliği ile ikame edilmesinin ülkenin dış dengesini kalıcı olarak güçlendireceğini vurguladı.
Bu durum, dönüşüm sürecinin hem ekonomik hem de çevresel açıdan önemli bir gerekçe oluşturduğunu ortaya koyuyor. Türkiye'nin toplam enerji tüketiminin yaklaşık %80'i sanayi, ulaşım ve konutlardan kaynaklanıyor. Bu nedenle net sıfır dönüşümünün başarısı, büyük ölçüde bu üç sektörde gerçekleştirilecek adımlara dayanıyor.
Raporun ortaya koyduğu en büyük engellerden biri, finanse edilebilirlik konusu. Türkiye’nin 2053 yılına kadar net sıfır dönüşümü için 500 milyar dolardan fazla bir yatırım yapılması gerektiği belirleniyor. Bunun 210-270 milyar dolarlık kısmı enerji sektöründen gelmekte olup, enerji üretiminde yapılacak yatırımların finanse edilmesi en kolay alan olarak öne çıkmakta.
Buna karşın, binalar (80-200 milyar dolar), sanayi (70-80 milyar dolar), karayolu taşımacılığı (35-50 milyar dolar) ve tarım (25-40 milyar dolar) gibi alanlar, finanse edilebilirlik açısından daha fazla zorluk içermekte. Bu yatırımlar önemli ölçüde yüksek hacimli fakat düşük tutarlı işlemlerle ya da yerel düzeyde benzeri bulunmayan büyük ve karmaşık projelerden oluşmaktadır.
Ayrıca, çoğunlukla elde edilen getiriler doğrudan gelir yaratmaktan ziyade maliyetlerin azaltılmasına bağlı. Geri dönüş süreleri, yerel kredi vadelerinden daha uzun bir yapıya sahipken, kullanılan ekipmanların önemli bir kısmı dövizle fiyatlandırılması nedeniyle ek zorluklar yaratıyor.
ÜÇ TEMEL UNSUR BELİRLEYİCİ
Rapor, dönüşüm hızını belirleyecek üç temel unsuru şu şekilde açıklıyor: karbon fiyatlandırması ve vergi politikaları, elektriğin yerine geçen yakıtların maliyetleri ve yatırımların finanse edilebilirliği. Türkiye’de bu unsurların, kamu otoriteleri tarafından şekillendirildiği gözlemleniyor. Ayrıca, önümüzdeki on yıl içinde ihtiyaç duyulacak teknolojilerin büyük bir kısmının ticari olarak olgunlaşmış durumda olduğu ifade ediliyor.
Sanayi sektörü, toplam nihai enerji tüketiminin %30'unu karşılayarak en büyük enerji talep alanı olarak öne çıkıyor. 2053 yılı geçiş hedeflerine ulaşabilmek için sektörde 70 ila 80 milyar dolar arasında bir yatırım yapılması gerektiği öngörülüyor. Kömür ve doğal gaz, sanayideki toplam enerji tüketiminin yaklaşık yarısını oluşturmayı sürdürüyor.
REKABETÇİLİK MESELESİ
Karbonsuzlaşma, sektörler açısından Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) yükümlülüklerine uyum sağlamaktan ziyade bir rekabetçilik meselesi haline geliyor. Bu durum, Türkiye'nin ihracatının yaklaşık %43'ünü temsil eden Avrupa Birliği pazarına yönelik satış yapan üreticiler için büyük bir önem taşıyor. Ancak ticari baskı, tüm sektörlere ve ürünlere eşit şekilde uygulanmamaktadır.
YATIRIM İHTİYACI
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), tüm ithal ürünlere sabit bir vergi getirmek yerine, belirli ürünlerin içerdiği karbon emisyonlarını fiyatlandırıyor. Bu nedenle mekanizmanın etkisi, belirli üretim süreçleri ve varlıklar üzerinde yoğunlaşıyor.
Ayrıca, binalar için 80 ila 200 milyar dolar arasında bir yatırım gerekliliği öngörülmekte olup, bu tutarın yaklaşık 120 milyar dolarlık kısmının mevcut yapı stokunun güçlendirilmesine harcanması hedefleniyor. Türkiye'de konutlarda enerji tüketiminin yaklaşık %54'ü doğal gaz ile sağlanmakta, hane halkı tüketiminin ise %63'ü ısınma için kullanılmaktadır.
Devam eden kentsel dönüşüm süreci, önemli fırsatlar sunarken, yenilenen binalarda doğal gaz sistemlerinin tercih edilmesi bu sürecin hızını etkileyen bir risk olarak değerlendirilmektedir. Karayolu taşımacılığındaki dönüşüm için 2053 yılına kadar 35 ila 50 milyar dolar arasında bir yatırım yapılması öngörülmektedir.
Yeni tam elektrikli araçların, 2026 yılının ilk yarısında yeni otomobil tescillerinin %17,8'ini oluşturması beklenmesine rağmen, toplam araç filosundaki payları hala sadece %2,5 seviyesindedir. Araç parkının zamanla yenilenmesi ile bu oranın artması bekleniyor. Ancak bu sürecin hızının, teknolojik erişimden çok ekonomik koşullara bağlı olacağı öne sürülmektedir.
Ekonomik faktörler, dönüşüm üzerinde çeşitli etkiler yaratmaktadır. Elektrikli araçların işletme maliyetleri şu an itibarıyla içten yanmalı motorlu araçlara göre önemli avantajlar sunmasına rağmen, bu avantaj kamuya açık şarj altyapısına bağımlı olduğu sürece azalabilmektedir. Şebeke bağlantıları ve enerji depolama kapasiteleri, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu konusunda önemli darboğazlar olarak dikkat çekmektedir.
Rüzgar ve güneş projeleri için yaklaşık 33 GW'lık batarya kapasitesi ayrılmış olmasına karşın, 2025 yılı itibarıyla kurulu batarya kapasitesinin yalnızca yaklaşık 50 MW seviyesinde olması beklenmektedir. Ayrıca mevcut projelerin çoğunluğu, gün içindeki enerji kaydırma ihtiyacını karşılamada yetersiz kalarak yaklaşık bir saatlik depolama kapasitesine sahiptir.
Rapor, 2025 yılında devreye alınacak 6,8 GW'lık rüzgar ve güneş kapasitesinin, 2035 hedefleri için gerekli olan yıllık 8-9 GW seviyesinin altında kalacağını ortaya koymaktadır.
DÖNÜŞÜMÜN BAŞARISINI FİNANSMANA ERİŞİM BELİRLEYECEK
Raporun bulgularına göre, Türkiye'nin 2053 net sıfır hedeflerine ulaşması için 500 milyar doların üzerinde yatırım yapması gerekmektedir. Bu yatırımın 210-270 milyar dolarlık kısmı enerji sektörüne ayrılırken, geri kalan kısım sanayi, ulaşım, binalar ve tarım sektörlerine yönlendirilecektir. Ancak dönüşüm sürecinin önündeki en büyük engelin teknoloji değil, finansmana erişim olduğu vurgulanmaktadır.
Güneş enerjisi, rüzgar, enerji depolama sistemleri, ısı pompaları ve elektrikli araçlar gibi temel teknolojiler artık ticari olgunluğa ulaşmış durumdadır. Yine de projelerin hayata geçmesi için uzun vadeli finansman mekanizmalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Bain & Company İstanbul Ofisi Finansal Hizmetler Ortağı Onur Kayahan, dönüşümün finansmanı ile ilgili değerlendirmesinde, “Türkiye’nin 2053 yılına kadar 500 milyar doların üzerinde dönüşüm yatırımına ihtiyacı bulunuyor.” ifadelerine yer vermiştir. Enerji üretiminin yanı sıra, binalar, sanayi, karayolu taşımacılığı ve tarım gibi alanlar da yatırım açısından finanse edilmesi en zor sektörler arasında yer alıyor.
Bu alanlarda sermayenin varlığı kadar projelerin finansman uygulanabilirliği de büyük bir önem arz ediyor. Ayrıca, sürdürülebilir finansman konusundaki uzmanlık da kritik bir rol oynamakta. Uzun geri dönüş süreleri ve döviz cinsinden fiyatlandırılan ekipmanlar, bu durumun zorluklarını artırıyor.
KREDİ KAPASİTESİ GELİŞTİRİLMELİ
Mevcut dönemde kredilerin kısıtlı olması, bu kapasiteyi artırmayı hedefleyen bankaların, koşulların iyileşmesiyle ortaya çıkacak yatırım fırsatlarının liderleri olmasına olanak tanıyabilir. Raporda, dönüşüm sürecinin her alanında bilinçli bir yaklaşım sergilemek gerektiği vurgulanıyor. Bu bağlamda, dönüşüme hangi alanların yön vereceği, hangi gelişmelerin takip edileceği ve mevcut sınırlamaların gelecekte ne ölçüde hafifleyeceği dikkate alınarak kararlar alınması önem taşımaktadır.