Gazetecilik yalnızca haber yapmak, gündemi takip etmek ya da yaşanan olayları kamuoyuna duyurmaktan ibaret değildir. Her şeyden önce büyük bir sorumluluk gerektirir.
Çünkü bir gazetecinin kaleminden çıkan birkaç cümle, bir insanın yıllar içerisinde oluşturduğu itibarını, mesleğini, ailesini ve toplum içerisindeki saygınlığını doğrudan etkileyebilir.
Bu nedenle gazetecilikte önemli olan, haberi herkesten önce yapmak değil, doğru haberi yapabilmektir.
Her İddia Haber Değildir
Mesleğimiz gereği zaman zaman vatandaşlardan, çeşitli kurumlardan veya yaşadıkları sorunları kamuoyuna duyurmak isteyen kişilerden haber talepleri alıyoruz.
Kimi zaman bir siyasetçi, kimi zaman bir kamu görevlisi, kimi zaman bir iş insanı hakkında ciddi iddialar gündeme getiriliyor.
Elbette gazetecinin görevi bu insanları dinlemek, iddialarını önemsemek ve araştırmaktır.
Ancak bir kişinin anlattıkları, tek başına o iddiaların doğru olduğu anlamına gelmez.
Ortaya atılan suçlamaları destekleyen güvenilir bilgi, belge veya doğrulanabilir bulgular olmadan, yalnızca bir tarafın anlatımına dayanarak insanları kamuoyu önünde suçlu ilan etmek gazetecilik değildir.
Bu, hem kamuoyunu yanıltma hem de hakkında haber yapılan kişinin itibarını haksız yere zedeleme riskini taşır.
Üstelik internet ve sosyal medya çağında yanlış bir haberin oluşturduğu zararı, sonradan yapılan bir düzeltmeyle tamamen ortadan kaldırmak çoğu zaman mümkün değildir.
Bir insanın itibarını zedelemek birkaç cümleyle mümkün olabilir. Ancak o itibarı yeniden kazanmak yıllar sürebilir.
“Ne Oldu, Korktun mu? Yoksa Anlaştınız mı?”
Asıl üzerinde durmak istediğim meselelerden biri de tam olarak budur.
Bazen bir kişi bize bir olay anlatıyor, çeşitli iddialarda bulunuyor ve bunların haber yapılmasını istiyor.
Ancak anlatılanların doğruluğundan yeterince emin olamadığımızda, elimizdeki bilgi ve belgeleri yetersiz bulduğumuzda veya konunun daha fazla araştırılması gerektiğini söylediğimizde, bu kez son derece ağır ithamlarla karşılaşabiliyoruz.
“Ne oldu, korktun mu?”
“Seni tehdit mi ettiler?”
“Karşı tarafla anlaştın mı?”
“Yoksa sana para mı verdiler?”
“Haber yapmaman için menfaat mi sağladılar?”
Açıkça söylemek gerekirse, mesleğini dürüstçe yapmaya çalışan bir gazeteciye yöneltilen bu tür suçlamalar son derece yakışıksızdır.
Bir gazetecinin yeterince doğrulayamadığı bir konuyu haberleştirmemesini hemen korkuya, tehdide veya maddi menfaate bağlamak, gazeteciliğin temel sorumluluklarını anlamamaktır.
Dahası, ortada hiçbir somut delil bulunmadan bir gazeteciyi para karşılığında haber yapmamakla suçlamak, aslında eleştirdiğimiz yanlışın ta kendisidir.
Düşünün ki bir kişi, başkası hakkındaki iddialarının yeterince araştırılmadan yayımlanmasını istiyor. Bu gerçekleşmeyince de aynı şekilde hiçbir delil ortaya koymadan gazeteciyi suçlamaya başlıyor.
Peki bunun, doğruluğu araştırılmamış iddialarla insanları suçlamaktan ne farkı var?
Gazeteci Kimsenin Hesaplaşma Aracı Değildir
Gazetecilik, kişisel husumetlerin, hesaplaşmaların veya birilerini kamuoyu önünde itibarsızlaştırma çabalarının aracı olamaz.
Gerçek bir gazeteci, kendisine ulaşan iddiaları araştırır, bilgi ve belgeleri değerlendirir, karşı tarafın görüşünü alır ve kamu yararını gözetir.
Elbette gazetecilik yalnızca mahkeme kararı bulunan olayları haber yapmak değildir. Ciddi bulgularla desteklenen, kamu yararı taşıyan iddialar da haberleştirilebilir. Ancak iddia ile kesinleşmiş gerçek arasındaki ayrım mutlaka korunmalıdır.
Bazen araştırmalar sonucunda haber yapılır, bazen araştırma devam eder, bazen de eldeki bilgiler yeterince güvenilir bulunmadığı için yayımlanmama kararı alınır.
Bu karar korkaklık değil, mesleki sorumluluktur.
Üstelik gerçek gazetecilik, siyasi görüşe veya kişilere göre değişen ölçütlerle yapılamaz.
İktidar hakkında ortaya atılan iddialara hangi titizlikle yaklaşılıyorsa, muhalefet hakkında ortaya atılan iddialara da aynı titizlikle yaklaşılmalıdır.
Gazetecinin tarafı kişiler, makamlar veya siyasi görüşler değil; gerçekler ve kamu yararı olmalıdır.
Haberin Asıl Amacı Nedir?
Benim gazetecilik anlayışımda bir haberin amacı yalnızca okunmak, paylaşılmak veya gündem oluşturmak değildir.
Asıl amaç kamuoyunu doğru bilgilendirmek, yaşanan haksızlıkları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarmak, gerektiğinde ilgili kamu kurumlarının harekete geçmesini sağlamaktır.
Bir haberin ardından belediyeler, bakanlıklar veya adli makamlar harekete geçebiliyor; vatandaşların yaşadığı mağduriyetler giderilebiliyor.
İşte gazeteciliğin gerçek gücü de burada ortaya çıkıyor.
Ancak bu gücü kullanırken doğruluktan ve meslek ahlakından uzaklaşmak, hem habere konu olan insanlara hem de kamuoyunun haber alma hakkına zarar verir.
Son Söz
Gazetecilik cesaret ister. Ancak cesaret, her duyduğunu yazmak değildir.
Gazetecilik dürüstlük ister. Ancak dürüstlük, yalnızca maddi menfaatlerden uzak durmakla sınırlı değildir.
Gazetecilik aynı zamanda vicdan ister. Çünkü bazen bir haberi yayımlamak kadar, doğruluğundan yeterince emin olunmadığı için yayımlamamak da vicdani bir sorumluluktur.
Elbette hiçbir gazeteci eleştiriden muaf değildir. Ancak eleştiriyle, hiçbir somut dayanağı bulunmayan ağır suçlamaları birbirinden ayırmak gerekir.
Bizim için önemli olan, haber yapılmasını isteyenin kim olduğu veya haberin kimin hakkında yapılacağı değil; haberin doğruluğu, kamu yararı ve mesleki etik ilkelerdir.
Bir gazetecinin en büyük sermayesi parası, makamı veya çevresi değil; toplumun kendisine duyduğu güvendir.
Ve o güven, yıllarca emek verilerek kazanılırken tek bir sorumsuz haberle kaybedilebilir.
Bu nedenle hiç kimse unutmasın:
Her iddia haber, her sessizlik korku değildir.
Bazen bir gazetecinin haber yapmaması, korktuğundan değil; kaleminin sorumluluğunu bildiğindendir.
Çünkü gazetecilik, cesaret kadar vicdan; özgürlük kadar sorumluluk mesleğidir.