Tarihçi ve akademisyen Yahya Yeşilyurt, "İmparatorlukların Gölgesinde Yemen de Birinci Dünya Savaşı" adlı eseriyle tarihin karanlık kalmış yönlerini gün yüzüne çıkarıyor. Bu kitap, Birinci Dünya Savaşı döneminde Yemen'de meydana gelen siyasi, askerî ve toplumsal olayları ele alarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun Yemen’deki mücadelelerini ve savaşın bölgedeki etkilerini tarihî kaynaklar ışığında inceliyor.
Yeşilyurt, Lahiç Zaferi’ni ve bugünkü Yemen’in jeopolitik durumunu geçmişteki tarihi deneyimlerle kıyaslayarak Habertürk’e aktardı. Yeşilyurt, "Yemen, Türk halkının dilinden düşürmediği türküleriyle bilinen, ancak tarihsel gerçekler içerisinde pek fazla yer bulamamış kadim bir Osmanlı vilayetiydi. Bu kadar derinden etkilenen bir vilayetin tarih kitaplarında kısa bir yere sahip olması, benim için ana motivasyon kaynağı oldu.
Araştırmalarım derinleştikçe, günümüzde Yemen’in bazı kalıcı sorunlarının Osmanlı yönetiminin son yıllarında kök saldığını fark ettim," şeklinde ifade etti. Özellikle 1914-1918 yılları arasında yaşanan askeri ve sosyal gelişmelerin Türkiye’deki Çanakkale, Sarıkamış, Galiçya, Kanal ve Irak cepheleri kadar bilinmediğini belirten Yeşilyurt, "Bu bilinmezliğin giderilmesi gerektiğini düşündüm.
Yemen Cephesi, çok sayıda vatan evladının son istirahatgahı olması nedeniyle yazmayı bir borç olarak gördüm. Dolayısıyla, zayıf bilgi birikimi, uzak coğrafya ve güçlü akademik tavsiyeler, eserin temel motivasyonunu oluşturdu," dedi. Tarihsel belirsizliklerin çok olduğunu vurgulayan Yeşilyurt, "Örneğin Göbeklitepe’nin keşfi, uygarlık tarihindeki tarım devrimi açıklamalarını değiştirdi.
Bu durum, Yemen’in Osmanlı-Türk tarihi içinde de birçok bilinmezliğe ev sahipliği yaptığını gösteriyor. Türk halkı, Yemen’in başkenti San’a’da Osmanlı mimarisinin varlığını, Anadolu’daki vilayetler kadar bilmemekte. Ayrıca, binlerce Türk askerinin Yemen’de kalıp oraları kendine yurt edindiği gerçeği de pek bilinmiyor," diye ekledi.
Yemen üzerine çalışmalar yapan araştırmacıların çoğunun, bölgenin coğrafyasını ve Türk askerlerinin yaşadığı deneyimleri yeterince bilmediğini söyleyen Yeşilyurt, "Arap isyanları, tüm Arap Yarımadası’yla özdeşleştiriliyor, ancak bu mesele basite indirgenemez. Seyit İdrisi’nin 1914’te isyan etmiş biri olarak görülmesi, gerçekte Osmanlı idaresiyle daha önceden uğraşmış biri olduğunun göz ardı edilmesi anlamına geliyor," ifadelerini kullandı.
İmam Yahya, önce isyancı bir lider olarak ortaya çıkmış, daha sonra Osmanlı Devleti'nin yanında yer alarak Yemen kralı olmuştur. 1915 yılında isyan eden Şerif Hüseyin'in de bir yıl sonra isyan etmesi dikkat çekicidir. O zamana kadar, Kutsal Beldelerin dini liderliğini üstlenmiş ve Babıali tarafından atanmış bir figürdür.
Bu bağlamda, tarihin yüzeysel yorumlarına kapılmadan, dostça ilişkilerin yerini düşmanlıklara bıraktığı bir gerçeklik gözlemlenmektedir. Bugün, kahve kültürü ve geleneklerimize; yaşatılan anılarımıza ve yetmişten fazla türküye ilham veren bu bölgenin, farklı siyasi ve askeri gelişmeler nedeniyle unutulmuş tarih sayfalarında saklı kalması üzücüdür. Günümüzde Türkiye'nin birçok ilinden Yemen'e uzanan hikayelerin bulunduğu kanaatindeyim.
Dedeleri Yemen'de savaşmış bir topluluğun bu durumu bilmeden yaşamaları mümkün değildir. Mevcut zorluklar altında elde edilen zaferlerin, Türkiye'nin bu bölgelere olan ilgisinin ne kadar önemli olduğunu anlamamız açısından geçmişte yaşanan bu olayların bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.
YEMEN'İN TARİHSEL BAĞLARININ ÖNEMİ
Yemen'in güncel dış politikamızdaki yeri, tarihi bağların ortaya konmasını gerektiriyor; bu durum mevcut ilişkilerin sağlam bir temele oturmasına katkı sağlayacaktır. Yemen, tarih boyunca jeopolitik önemi nedeniyle dikkat çekmiştir. Sadece emperyal dönemle sınırlı kalmadan, özellikle Doğu ticaretinin Avrupa'ya aktığı ya da sömürüldüğü dönemlerden itibaren Yemen, stratejik bir merkez olmuştur.
Babülmendep Boğazı'na olan hâkimiyeti ve iç kesimlerin dünyadan izole edilmiş görünümü, Yemen'in coğrafi olarak eşsiz bir konumda olmasına neden olmuştur. Avrupalı devletler, Yemen'i bu güzergah üzerinde bir durak olarak görürken, Osmanlı Devleti ise burayı hem ticari hem de dini açıdan önemli bir bölge olarak değerlendirmiştir.
Ticari açıdan, Kızıldeniz ve Yemen sahilleri, Akdeniz'in güvenliğinin sağlandığı yerler arasında yer alırken; dini açıdan ise Kutsal Beldelerin korunması açısından büyük bir öneme sahip olmuştur. Bu nedenle, Müslüman-Doğu Dünyası'nın ve Hristiyan-Batı Dünyası'nın temsilcisi olan Osmanlı Devleti ile Birleşik Krallık (İngiltere) arasında doğrudan karşı karşıya gelinen ilk coğrafya Yemen olmuştur.
Bu iki imparatorluğun bu bölgedeki hâkimiyet mücadelesi, Yemenlilerin geleceğini de etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nin Yemen ile ilişkisi, esasen dini ve siyasi gerekliliklere dayanıyordu; Türkiye'nin de tarihi bir sorumluluk taşıdığı inkar edilemez. 1990 yılına kadar Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılan Yemen, aslında tarihsel olarak tek bir coğrafyayı kapsamaktaydı. Günümüzde benzer ayrılıkçı ve bölücü yaklaşımlar hâlâ mevcuttur.
Ancak Yemen'i 1914 yılında ikiye bölen Londra Antlaşması, Osmanlı Devleti ile Birleşik Krallık arasında Yemen'deki nüfuz bölgelerini belirleyen bir anlaşmaydı. 1915 yılında, 39. Tümen ve Yemenli Müslümanlardan oluşan Mücahit Birlikleri, Lahiç zaferiyle İngiliz etkisini ortadan kaldırmıştı. Bu durum, 1918'in sonlarına kadar devam etmiş; İngiliz nüfuz alanındaki kabileler bile, İngiliz emperyalizmini reddetmişti.
Yani, Aden'de az sayıda birimle temsil edilen Birleşik Krallık'a karşın Yemen, tek bir yönetim altında birleşmişti. Ancak Mondros Mütarekesi'nin ardından Yemen'in bağımsız bir devlet olma çabası ve bölgede yaşanan kaos, İngiliz yönetimindeki toprakların 1960'lara kadar mandaterlik adıyla kalmasına yol açtı; 1914'teki antlaşma ile Türk toprakları da Kuzey Yemen olarak kalmıştı.
Nitekim, İngilizlerin etkisiyle oluşturulan bu yapay devletler, 1990 yılında iç savaşla birleşmiş ve Soğuk Savaş'ın etkileri Yemen'de de hissedilmeye devam etmiştir. Günümüzde Arap Baharı'nın ardından Yemen'in iç istikrarsızlığı giderek artmıştır. Kuzey-Güney ayrılığı yeniden gündeme gelmiş; kökeni ABD tarafından oluşturulan idari çözümlerle Yemen, huzurlu bir yapıya kavuşmaya çalışılmış ama bu çabalar pek başarılı olamamıştır.
Zira dışarıdan gelen her müdahale, Yemen'de radikal siyasi yapılar için bir zemin oluşturmuştur. Türkülerimizde "Huş" olarak bilinen ama günümüzde "Hushi" olarak adlandırılan, uluslararası alanda tanınmayan yönetim ile Birleşmiş Milletler tarafından tanınan ve iç karışıklıkları Aden'e taşıyan meşru hükümet arasında mücadele sürmektedir.
Bu mücadelenin barışla sonuçlanması, Yemen halkının refah ve istikrarı için Türkiye'nin ve Türk toplumunun gündeminde tarihi bir zorunluluk olarak varlığını sürdürmektedir. Yemen'de Türk askerlerinin torunları yaşamakta, birçok köyde Türk kökenli sakinler bulunmaktadır. Bazı askerlerimizin kabirleri, bu coğrafyada yer almakta ve aziz hatıraları unutulmamalıdır.
GEÇMİŞTEKİ İLİŞKİLERİN YENİDEN KURULMASI MÜMKÜN
Yemen'deki Osmanlı yönetimi ile Yemenlilerin işbirliğiyle oluşturulan düzenin, Türkiye Cumhuriyeti'nin sunacağı fikirsel, teknik ve ticari destekle tekrardan sağlanabileceği düşünülmektedir. Tarihçi Yahya Yeşilyurt, geçmiş deneyimlerin hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle değerlendirerek, bu bağlamda ilişkiler kurmanın önemine vurgu yapmaktadır. Yemen'in tarihi, çeşitli iç çatışmalar ve savaşlarla dolu bir geçmişe sahiptir.
Bu durum, tarih öncesi dönemlerde de, milattan sonra da devam etmiştir. Osmanlı döneminde kaydedilen 11 isyan hareketi bulunmaktadır. Mondros Mütarekesi'nden sonra, İmam Yahya'nın hükümdarlığı sırasında suikast girişimlerine maruz kalmış; ardından askeri müdahaleler ve iç savaşlarla refah arayışı içine girmiştir. Ancak bu çabaların sürdürülebilir olmadığı, tarihsel deneyimlerle de kanıtlanmıştır.
SOSYAL VERİLER YEMEN'İN GELECEĞİNİ GÖSTERİYOR
Yemen'in gelecekte istikrara kavuşamayacağını gösteren bazı sosyal göstergeler mevcuttur. Günümüzde, 70-80 kabileye ayrılmış olan bölgede, modern hukuk ve kamu düzeni anlayışlarıyla refah sağlayabilmek oldukça zordur. Yemen'in sosyal yapısını iyi analiz etmek gerekmektedir.
Kabile menfaatlerini, toplum ve devlet yararının önünde tutan düşüncelerin egemen olduğu bir ortamda, yemenlilerin hassasiyetlerini öğrenmek ve orada yaşayan insanların önceliklerini belirlemek hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda, kısa, orta ve uzun vadeli projeler geliştirilmelidir. Yemen'i bölgesel güçlerin çatışma alanı olmaktan çıkarmak ve yerel yönetimlerin hâkim olduğu, demokratik unsurların geçerli olduğu bir devlet modeline dönüştürmek gerekmektedir.
EĞİTİM MODELİNİN DEĞİŞİMİNE İHTİYAÇ VAR
Günümüz eğitim sisteminin, anaokullarında kâğıt roketler ile yapılan eğitimden, ilkokullarda el bombası resimlerinin üzerinden matematik öğretilmesine kadar uzanan bir anlayıştan kurtulması gerekmektedir. Bunun başarılması için, dünyada farklı yerlerde yaşayan Yemenlilerin görüşlerinin alındığı, ortak akıldan yararlanarak ve Yemen kültürünün değerlendirildiği bir eğitim modeline geçiş yapılması elzemdir.
Yahya Yeşilyurt'un titiz arşiv araştırmalarıyla kaleme aldığı "İmparatorlukların Gölgesinde Yemen'de Birinci Dünya Savaşı" isimli eser, karanlıkta kalmış tarihsel başarıların kapılarını aralamaktadır. Bu çalışma, askeri arşiv belgelerine dayanarak Yemen Cephesi'nin az bilinen yönlerini gün yüzüne çıkarmaktadır. Osmanlı askerinin çöl koşullarında İngiliz ordusuna karşı kazandığı Lahiç Zaferi, bu eserde detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.
Kitap, büyük imparatorlukların gölgesinde kalmış kahramanlık hikayeleriyle dolu olup, okuyucuyu o dönemin atmosferine çekmeyi başarmaktadır. Yazar, Birinci Dünya Savaşı'nın zorlu dönemlerinde Yemen'de gerçekleştirilen ve zamanla unutulan önemli bir başarının, Lahiç Zaferi'nin hatırlanması gerektiğini vurguluyor. Kitap, Osmanlı Devleti'nin Yemen Cephesi'ndeki askeri varlığının Taiz ve Tihamah askeri üsleri üzerinden dinamik ve etkili bir şekilde yürütüldüğünü belirtiyor.
Tihamah bölgesinin sahil hattını ve isyancı kabilelerle yaşanan yoğun çatışmaları kapsadığını; Babülmendeb ve Aden yönündeki askeri operasyonların merkezi olan Taiz'in, Osmanlı-Türk ordusu için cephenin en başarılı bölgesi haline geldiğini ifade ediyor.
5 TEMMUZ 1915 TARİHİ YENİDEN BELİRLİYOR
Yazar, bu zorlu coğrafyada 5 Temmuz 1915'te Yemen cephesinin en önemli dönüm noktalarından birinin yaşandığını aktararak, Osmanlı-Türk Ordusu'nun, stratejik açıdan kritik olan Aden'in Lahiç kasabasında İngiliz ordusuna karşı büyük bir zafer elde ettiğini belirtiyor. Bu başarının, İngilizlerin Aden üzerindeki kesin egemenliğini ciddi şekilde tehdit ettiğini vurguluyor.
İngilizlerin bu stratejik bölgeyi yeniden ele geçirmek için planladıkları büyük askeri harekâtların, Osmanlı Devleti'ne bağlılık bildiren büyük kabilelerin desteğiyle boşa çıktığını kaydediyor.