Manisa'nın Ege Mahallesi'nde, Terzi Sokak'ta yer alan Hindistani Medresesi, yaklaşık 565 yıllık geçmişiyle kentin tarihi eserleri arasında özel bir konumda bulunuyor. Ümeradan Besayiş Ağa’nın oğlu Velet Bey tarafından inşa edildiği kaydedilen bu medresenin, 15. yüzyılın ikinci yarısında önemli bir eğitim merkezi olduğu düşünülüyor.
Kare planlı, taş duvarlı ve kubbeli mimarisiyle dikkat çeken yapı, zaman içerisinde çeşitli değişikliklere uğramasına rağmen geçmişin izlerini günümüze taşımayı başarmıştır. Bir dönem öğrencilerin eğitim aldığı ve müderrislerin ders verdiği bu medrese, vakıf gelirleriyle de faaliyetlerini sürdürüyordu. Ancak, günümüzde apartmanların arasında sıkışıp kalmış durumda.
Medresenin büyük bölümünün zamanla yok olduğu, geriye kalan kısmının ise apartmanların kömürlük alanı olarak kullanıldığı ifade ediliyor.
MANİSA’NIN TARİHİ MİRASINA DİKKAT ÇEKİYOR
Manisa'nın yerel tarih araştırmacısı Erkan Akbalık, Hindistani Medresesi'nin sadece ayakta kalan bir yapı olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, tarihi önemine vurgu yaparak ifade etti. Akbalık, medresenin yapım tarihinin 1460’lı yıllara dayandığını belirterek, "Bu medrese aslında çok önemli. Tarihi itibarıyla Manisa'nın eski medreselerinden biri.
Yapım tarihi yaklaşık olarak 1460’lı yıllar, yani 15. yüzyılın ikinci yarısı olarak kabul ediliyor. Bu yapıyı, dönemin ümeralarından Besayiş Bey'in oğlu Velet Bey yaptırmış. Babası da Fatih Sultan Mehmet döneminde Manisa'da yaşamış bir isim," dedi.
Velet Bey'in medresenin faaliyetlerini sürdürebilmesi için çevresinde kervansaray, han, bahçe ve dükkanlar gibi gelir getiren yapılar da yaptırdığını kaydeden Akbalık, medresenin yıllık yaklaşık 14 bin 480 akçe gelirinin bulunduğunu belirtti. Bu gelirlerin, müderrislerin ücretlerinin ödenmesinin yanı sıra, öğrencilerin yeme, içme ve diğer ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanıldığını, misafirlerin giderlerinin de bu kaynaklardan sağlandığını dile getirdi.
GEÇMİŞTEKİ BÜYÜKLÜĞÜNÜ VURGULADI
Akbalık, medresenin geçmişteki büyüklüğünün günümüzde görülen bölümden daha fazla olduğunu ifade ederek, "Günümüze ulaşan yapı, bilirkişilerin değerlendirmelerine göre medresenin mescidi ya da küçük dershanesi olarak kabul ediliyor. Oysa medresenin asıl binası çok daha büyüktü. Tarihi fotoğraflardan da bunu görebiliyoruz.
Yapı, Manisa'daki Sinan Bey Medresesi'ne benzer özellikler taşıyordu. Ayrıca dışarıdan gelenlerin konaklaması için yakınında bir han da bulunuyordu," şeklinde konuştu. Medresenin ne zaman işlevini yitirdiğine dair kesin bir belgeye henüz ulaşamadıklarını dile getiren Akbalık, arşiv kayıtlarında 1906 yılına kadar eğitim faaliyetlerine ilişkin bazı bilgilere rastlandığını belirtti.
Bu dönemde Medresede müderrislerin eğitim faaliyetleri gerçekleştirdiğini ve öğrencilerin burada ders aldığını belirten Akbalık, sonraki zamanlarda binanın işlevinin kaybolmuş olabileceğini, ancak bunun kesin olarak kanıtlanamadığını ifade etti.
Yapının ana bölümünün günümüze ulaşamamasında, Yunan işgali sırasında meydana gelen yangınların etkisinin olabileceğini düşündüklerini aktaran Akbalık, Medresenin kuzey yönünde, Kurşunlu Han tarafında yer alan ana binanın ne yazık ki günümüze erişemediğini dile getirdi. Bu medrese, 16. ve 17. yüzyıllarda Manisa'da bulunan sekiz medreseden biri olarak biliniyordu.
Muradiye, Sultan, Ulu Cami ve Sinan Bey medreseleri gibi dikkate değer eğitim yapılarıyla birlikte anılması gereken Hindistani Medresesi'nin geçmişine ve önemine sahip çıkmanın gerektiğini vurguladı. Akbalık, Hindistani Medresesi’nin korunması ve restorasyonunun elzem olduğunu ifade ederken, imar planları ve çevredeki yapılaşmanın tarihi binanın yeniden ortaya çıkarılmasını zorlaştırabileceğini belirtti.
Çevredeki binaların durumunun da göz önünde bulundurulması gerektiğini anlatan Akbalık, bununla birlikte medresenin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Akbalık, "Binanın kalan son parçasını kurtarmalıyız. Buranın yeniden düzenlenmesi zor ve yüksek maliyetli olabilir.
Fakat bu yapının yıkılmasına göz yummamalıyız. Burası önemli şahsiyetlerin yetiştiği, Manisa'nın tarihi eğitim yapılarından biridir. Onararak en azından ayakta kalmasını sağlamalıyız," şeklinde konuştu.
Mahalle sakinlerinden İsmail Avşar ise tarihi yapının mevcut durumunun bölge halkı için sorun teşkil ettiğini dile getirdi. Binanın giriş ve kullanım şeklinin yeniden ele alınması gerektiğini savunan Avşar, yapının açık kaldığı dönemlerde içeri giren kişilerin yarattığı rahatsızlıklardan şikayetçi olduklarını belirtti. Avşar, "Bu yeri alırken böyle bir durumdan haberimiz yoktu.
Daha sonra buranın yol olacağı söylendi. Madem burası böyle kaldı, neden girişin diğer taraftan yapılmadığını anlamıyorum. Şu an kömürlük olarak kullanılıyor.
İnsanlar çöplerini buraya atıyor. Burası açık kaldığında içeriye girenler oluyordu. Buraya girip ateş yakanlar vardı.
Aileler burada yaşıyor. Bu yapının nasıl kullanılacağına ve nasıl korunacağına bir çözüm bulunması gerekiyor," diye konuştu.